
Partisinin grup toplantısında konu?an MHP lideri Devlet Bahçeli’nin gündeminin ilk sırasında yine açılıma yönelik ele?tiriler vardı. Dersim krizinde CHP’ye sahip çıkan ve iktidarı suçlayan Bahçeli, Erdoğan’a çok aşır suçlamalar yöneltti:
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında partililere seslendi.
Bahçeli’nin açıklamaları şöyleydi:
Değerli Milletvekili Arkada?larım,
Basınımızın Muhterem Temsilcileri,
Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Geçti?imiz hafta sonu, Irak Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu’nun evinde u?radığı silahlı salzırı sonucu hayatını kaybetmesi hepimizi derinden üzmü?tür.
Bu vesileyle, bu Türkmen kardeşimizi hedef alan alçakça salzırıyı nefret ve lanetle kınıyor, kendisine Cenab-? Allah’tan rahmet diliyorum.
Muhterem Milletvekilleri,
Cumhur başkanı Gül’ün 9 M ayıs 2009 tarihinde Prag’dan Ankara’ya dönüş yolunda adını koydu?u “?ster terör, ister Güneydoğu, ister Kürt meselesi deyin, bu, Türkiye’nin en önemli meselesidir ve mutlaka halledilmelidir.” sözünün üzerinden altı uzun ay geçmiştir.
Hükümetin “Kürt açılım?” adı ile başlattı?? propaganda kampanyalarında koordinatör olarak görev yapan ?çiİleri Bakanı’nın, teröre sayısız ?ehit vermiş polis teşkilatının akademisinde 1 Ağustos 2009 tarihinde düzenlediği toplantının üzerinden geçen süre ise dört buçuk ayzır.
?mralı canisinin davetiyle 19 Ekim 2009 tarihinde Türkiye’ye dönen teröristlerin Habur’da törenlerle karşılanmaları üzerinden ise bir ay geçmiş bulunmaktazır.
Bu süre boyunca;
* “PKK açılımını” topluma dayatmak için kapı kapı gezildiği,
* Sivil toplum kuruluşlarını çekmek için ikna turları düzenlendiği,
* ?ehit analarının gözya?larından ve vicdan sömürüsünden medet arandığı,
* ??birlikçi lobiler oluşturarak hazmettirme kampanyaları düzenlendiği,
* Ve sonunda TBMM’de sözde atılacak adımların açıklandığı herkes tarafından bilinmektedir.
Hükümet tarafından sözde açılıma yönelik direnci kırmak maksadıyla yaratılan bilgi kirlili?i, kavram kargağası ve karartma operasyonları olanca hız?yla bugünlere kadar sürdürülmü?tür.
Bütün bunlardan maksat;
* PKK ve ?mralı canisi ile yapılan gizli pazarlıkları örtme çalışmaları,
* Projenin ABD kaynaklı olduğunu saklama çabaları,
* Senelerdir Kandil’e neden operasyon yapılamadığına kıl?f arama gayretleri
* Açılımla PKK talepleri arasındaki benzerlikleri kamuflaj aray??ları olmuştur.
Başbakan’?n, PKK açılımı ile başlattı?? yıkım sürecinin, milli birliğimizin temelleri üzerindeki sars?cı etkileri her geçen gün aşırlağarak ve derinleğerek sürmektedir.
Türkiye çok tehlikeli sonuçları olacak bir bunalım dönemine sokulmuştur.
PKK açılımı ile terör örgütünün siyasi amaçlarının takipçili?ini yapan AKP’nin Türkiye’yi “Bölme Partisi” olduğu yağanan gelişmelerle ?imdi daha iyi anlaşılmakta ve görülmektedir.
Başbakan’ın yeni siyasi misyonunun yıkım ta?eronlu?u ve bölme simsarlığıolduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.
AKP ve ihanet lobisinin başlattı?? “bölünme sürecinin tanıtım ve reklam kampanyas?” Türk siyasetinde emsali görülmemiş bir “siyasi dolanzırıcılık ve kalpazanlık seferberli?idir.
Bu kampanyada piyasaya sürmediği yalan ve iftira bırakmayan Başbakan’?n, geçti?imiz hafta sonu parti toplantılarında söyledikleri içine saplandığı batakl??ın bir aynası olmuştur.
Başbakan’ın siyasi hayatımızda nezaket ve üslup zarafeti tanı madığı, bu alanlarda yapısal sorunlar yaşadığı bilinen bir gerçektir.
Buna karşılık, her telden çalan Başbakan tuluat alanında da önemli bir kariyer yapma yolundazır.
Bizim konuşmalarımızda çocukların televizyonlardan uzak tutulması için uyarıda bulunan Başbakan, bu nitelikleriyle çocuklar için ilginç bir kaynak olmaya adayzır.
Başbakan Erdoğan teröre teslim olmuş ve terörün bölücü emellerinin sözcülü?üne soyunmuş bir Başbakan olarak tarihe geçmeyi içine sindirmekte, bunu savunmak telaşıyla da akıl ve mantıkla başda?mayan, ahlaki hiçbir ölçüye s??mayan hezeyanlara sarılmaktan beis duymamaktazır.
Başbakan’ın terörle mücadele ile terörle müzakere ve mütakere arasındaki farkı “statüko’nun devam etmesi veya sona ermesi” kavramlarıyla açıklamaya çalışması da, çarp?k anlay???nın çok hazin bir dı?a vuruşu olmuştur.
Başbakan’a göre devletin me?ru güçlerinin terörle mücadele etmesi, kabul edilemez bir statüko savunuculu?udur.
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın bunu önlemesi için buldu?u çözüm yolu ve reçete ise terörle mücadeleyi bırak?p, terörün karşısında teslim olmak ve siyasi taleplerini karşılayarak Türkiye’nin içten çözülmesinin yolunu açmaktır.
Başbakan’ın kafa yapısı maalesef budur. ?imdi buna destek aramak için Anadolu yollarına dü?mü?tür.
PKK açılımı sürecine angaje olan Başbakan, bu konuda kime hangi sözleri verdiğini, kiminle hangi tezgâhların içine girdiğini açıklamak dürüstlü?üne ve cesaretine sahip değildir.
Bu süreçte ?mralı canisinin rolü ve konumunun ne olduğunu Kandil’deki terörist çetelerle hangi pazarlıkların yürütüldü?ünü, bu konuda arabuluculuk yapan Barzani ile hangi karanlık hesaplar içine girildiğini açıklaması da beklenmemelidir.
Başbakan Erdoğan, dış kaynaklı bu yıkım projesine göbe?inden başlanmış olup, kendisine dayatılanları Türk milletine hazmettirmek için başlattı?? bölme sürecini ilerletmek amacıyla, her yola başvurmaktan çekinmeyen bir pervasızlık içine girmiştir.
Başbakan’ın önümüzdeki Aralık ayının başında Vashington’a yapacaşı ziyaret, bu sürecin bundan sonraki yol haritasının ayrıntılarının belirlenmesinde önemli bir kilometre taşı olacaktır.
Türkiye Cumhuriyet Başbakanı, Beyaz Saray’da Başkan Obama ile yapacaşı görü?mede, bu yıkım projesinin ilk uygulama aşaması konusunda ABD’ye tekmil ve ilerleme raporu verecektir.
Başkan Obama’ya hediye olarak ?znik çinisi yerine, Türkiye’nin çıkarmaya çalıştı?? çivisini götürmeyi amaçladığı anlaşılan Başbakan’ın telaşı ve acelesinin bir nedeni de budur.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen, hesaplar tutmamış özellikle Habur’daki teslim törenleri milletimizin gözünü açmış ve AKP’nin gerçek niyetini anlamasını sağlamıştır.
Başbakanın “yıkım projesi” milletimizin e?siz sa?duyusuna çarpmış hükümetin umdu?u gelişmeler gerçekle?memiştir.
Bunda en büyük pay elbette ki yüksek bir uyanıklık göstererek oyunun arkasındaki karanlık aktörleri gören aziz milletimizdir.
Bunun yanı sıra, yalanları yırtıp gerçekleri ortaya çıkartan Milliyetçi Hareket kadrolarının yoğun ve etkili çalışmalarızır.
Nitekim milletimizi ikna edememiş olmanın panik hali ve öfkesi Başbakan Erdoğan’da görülmeye başlamıştır.
Yıkım projesinin içeri?iyle ilgili, özellikle partisinin sa?duyulu kadrolarına bile ciddi anlamda izah sıkıntıları yaşadığı ortaya çıkmıştır.
Parti teşkilatları ile yaptığı toplantılardaki konuşmaların aşırlığını “PKK projesine” ayırmış olması ve yıkıma direnenlere yapılan ele?tirilerin aşırla?ması bu çözülmenin en önemli işareti olmuştur.
Ülkemizde çıkan isyanların elebaşlarının avukatlığına soyunan Başbakan’ın anlay???na göre,
* Türkiye etnik farklılıklar temelinde ayrı??rsa demokrat olacak,
* Milli birlik ve kimlik yıkılırsa demokratikle?ecek ve
* Bölünürse, ayrı??rsa, farklılaşırsa ça?da? hale gelecektir.
Her ortamda tekrarladığı bu garabete inanacak ve destek verecek kimse kalmadığı anlaşılmaktazır.
Yıllazır aynı nakaratlarla aldatılanlar artık süreci de, gidi?atı da sorgulamaya başlamışlardır. Bu son derece ümit verici bir gelişmedir.
Başbakan Erdoğan’ın yaşadığı sıkıntı toplant?daki sözlerine de yansımıştır.
Başbakan yıkım projesini makyajladıkça zay?flamış, kendi arkadaşlarına kabul ettirebilmek için istismar edilmedik değer, tahrik edilmedik kimlik, suçlanmadık tarihi olay bırakmamıştır.
Bu kapsamda üzerinde durulması gereken husus, Başbakanın yıkım projesini son bir hamle ile kendi kadrolarına pazarlamak için Türk milletinin kutlu tarihinin bile karanlık emellere alet etmek istemesi olmuştur.
Başbakan Erdoğan’?n;
* Sultan Alparslan’la Anadolu’yu fethine,
* Mimar Sinan’la muhteşem eserlerine,
* Atatürk’le ise Kurtuluş Savaş?na yaptığı hatırlatmaların, sahibi olduğu yıkım projesi ile kurmaya çalıştı?? mant??? ve alakası bir türlü anlaşılamamıştır.
Alparslan’?n, Mimar Sinan’?n, Mustafa Kemal’in cesareti ile kendisinin teslimiyeti arasında kurmaya çalıştı?? ilişki olsa olsa dü?tü?ü çaresizli?in ruh hali olacaktır.
Başbakan artık sözde PKK projesinin ve yıkım sürecinin de izah?nı bırakmış, her biri muhteşem eserler vermiş olan abide ?ahsiyetlerin arkasına s???narak tam bir tarih istismarına soyunmuştur.
?erefin, haysiyetin, istiklalin ve inancın sembolü olmuş Sütçü ?mam, Nene Hatun, Hasan Tahsin gibi kahramanların adını “PKK açılım?”na bula?tırarak hatırlatmasını, acze dü?mü? bir zihniyetin elinde kalmış son istismar alanları olarak görmek gerekmektedir.
Hangi sebeple olursa olsun, da?dan inen eli kanlı PKK’lılarla, her biri ayrı ayrı değer olan tarihi kahramanlarımızın aynı karede anılması bile bizim için kabulü mümkün olmayan bir dü?künlük ve alçalma halidir. Bunun başka izah? yoktur.
Başbakanın, a?zına asla yak??mayacak bu isimleri saymaya çalışması ne yaptığı i?i aklamaya yetecektir, ne de yöneldiği tarihi sapmayı vicdanlarda düzeltmeye kâfi gelecektir.
Yıkım projesi ve PKK açılımının birlikte anılacaşı kişiler asla ve asla Alparslanlar, Mimar Sinanlar veya Mustafa Kemaller değildir ve olamaz.
Başbakanın e? başkanlığını yaptığı “yıkım projesi”ne yak??acak ?ahıslar;
* Mehmetçikleri ?ehit ederek başkalzırmış isyan elebaşları,
* Tüfeklerinden Türk kanı damlayan Balkan çetecileri,
* ?İlerimize karşıan ve milletimize hakaret ya?zıran Pe?merge reisleri,
* Ortadoğu’da zulüm ve gözyaşı getiren Müslüman katilleri,
* Çocuk, kadın, ya?lı demeden milletimize kan kusturan Kandil kadroları ve ?mralı canisidir.
Başbakan dönüşü olmayan bir yola girmiş ve bu konuda her geçen gün yalnız kalmanın sancılarını yaşamaya başlamıştır.
Vicdanları elvermeyen AKP kadrolarını milli tarihimizden verdiği örneklere s???narak doğrudan iknaya çal??makta ve çırp?ndıkça da batmaktazır.
AKP zihniyeti, milletimizin yüksek hassasiyetleri ile oynamanın bedelini her geçen gün eriyerek ödemeye başlamıştır.
Açılım denilen bütün oyunlar bozulmuştur. Aldatma kampanyaları çok şükür ki bo?a gitmiştir.
Kafa karışıklığıbakanlara kadar yansımıştır. Güroyma?ın eski adına ses çıkarmayan ?çiİleri Bakanını n, Tunceli’nin eski adının geri verilmesine karşı çıkması bunun işaretidir.
Yine camileri etnik yapıya göre bölecek olan anadilde hutbe ve vaaza karşı çıkmayanların, uçakta Kürtçe anonsunu üniter yapıya aykırı bulmaya başlamaları da kendileri açısından hizaya gelişin bir göstergesi olmuştur.
Bir ?ehit anasının tepkisinden bile korkan, bunu terörist teslim töreniyle bir tutan Başbakan’ın yaşadığı panik hali, hükümetin çözüm adı altındaki her payandaya tutunmak zorunda kalacağını, ahlaki olsun veya olmasın her fırsatı deneyeceğini işaret etmektedir.
Bu itibarla geçti?imiz hafta il başkanlarımıza bir genelge göndererek, önümüzdeki süreçte dikkat etmeleri gereken hususlar konusunda detaylı olarak uyarılarımızı yapmıştık.
Tekrarında fayda görüyorum ki; Partimize gönül veren bütün dava arkadaşlarımızın, millet sevgisiyle dolu vatanseverlerin tahriklere kapılmamaları, çözüm ve çare yerinin sokaklar olmadığını bir kez daha ifade ediyorum.
Bundan sonra yağanılacak toplumsal gerilimlerin; hazırlayıcısı ve tetikleyicisinin baş aktörü olarak, yanl??larını örtme telaşında olan iktidar partisini kabul edece?imizi özellikle vurgulamak istiyorum.
Bu süreçte siyasi sorumluluk taşıyan iradenin, gözü dönmü? ve kontrolü kaybolmuş olduğundan her tezgâhın içinde olması kuvvetli bir ihtimaldir.
Sö?ütözü, Kandil, ?mralı arasında çekilmiş özel hatlar üzerinden kurulacak diyaloglarla; kendilerini aklayabilmenin yollarını dahi arayabileceklerini dü?ünmek hiç şaşırtıcı olmayacaktır.
Başbakan Erdoğan’ın iktidarda kalabilmek için yapamayacaşı şey kalmamıştır.
?çinde bulunmuş olduğu korku ve endişeli ruh hali, sükûnetini ve sa?duyusunu kaybettirmiştir. Buna ilave olarak ortasına dü?tü?ü karmağa ve bunalımdan dolayı gerçekleri görmesi de mümkün olmamaktazır.
Anlaşıldığı kadarıyla, Başbakan Erdoğan milli ve tarihi gerçeklerden kaçmak ve uzaklaşmak için her ?eyi tahrip etmeyi göze almıştır.
AKP zihniyeti ahlaksızlığın, adaletsizli?in ve ihanetin dehlizlerinde kaybolmuş, en ufak bir aydınl??a bile tahammül edemeyecek siyasi bir körlü?e tutulmuştur.
Bu tablo Başbakan’?n, siyasi dengesini daha da kaybetmesine yol açmış, özellikle Milliyetçi Hareket Partisi’ni karalamak için atmayacaşı iftiranın, yapmayacaşı davranı ?ın olmayacağını göstermiştir.
AKP tükenmekte, Başbakan Erdoğan gitmekte ve bir dönem yavaş yavaş kapanmaktazır.
Ve Milliyetçi Hareket, alacağı sorumluluğun bilinciyle; yağanılan sorumsuzlukların, h?yanetlerin, teslim törenlerinin, gözyaşını içine ak?tanların hakkını savunmak ve buna sebep olan AKP kadrolarını hak ettikleri yere göndermek üzere sabırla beklemekte ve gerekli notlarını bir bir almaktazır.
Başbakan Erdoğan’ın korkudan bahsetmesi de, aslında kaçacak yer aramasının bir kanıt?, sonunun ne olacağını azda olsa anlamasından ileri gelmektedir. Ancak ne kadar cesur bir imaj vermeye çalığırsa çal??sın, bir balon gibi sönece?i günler gelecektir ve inşallah da çok yakınzır.
Muhterem Milletvekilleri,
Bugün, Türkiye’mizin aşır gündeminin arasında, toplum hayatımız açısından önemini ve değerini asla kaybetmeyecek olan ö?retmenlerimizin çok özel bir günündeyiz.
Çocuklarımıza bir harf ö?retebilmek için en ücra köşelerde heyecanla görev yapmaya çal??an, milletimizin aydınlık geleceğine katkı vermek için fedakârca hizmet veren bütün ö?retmenlerimizin “Öğretmenler Günü’nü” kutluyorum.
Bu mukaddes görevi gönül huzuru ile tamamlamış merhum ö?retmenler ile PKK terör örgütünün hunhar salzırılarında ?ehadete ula?mış 130 kahraman ö?retmenimizi rahmet ve ?ükran hissiyatımla anıyorum.
Ancak, bu güzel temennilerin yanı sıra i?in üzüntü verici yanı, özel günlerini kutladığımız ö?retmenlerimize hak ettikleri maddi ve manevi imkânları sundu?umuzu söylemekten çok uzaklarda bulunuyor olmamızzır.
Elbette ki aşır sosyo-ekonomik bunalımın hepimizi derinden etkilediği bir dönemde, ö?retmenlerimizin sorunlarını, ülkemizin ve toplumumuzun sorunlarından ayrı tutmamız mümkün değildir.
Ancak bu kutlu mesle?in mensuplarının çözemediğimiz sorunlarının milletimizin geleceğinde aşır bir bedelinin olacağını bilmek ve öngörmek durumundayız.
Bugün, hangi gerekçeyle olursa olsun onlardan esirgeyece?imiz imkânların yarın karşımıza çıkacak toplumsal faturası çok daha aşır olacak, geleceğimiz, “huzursuz ö?retmen, eğitimsiz öğrenci, bocalayan ülke” döngüsünden maalesef kurtulamayacaktır.
Bu itibarla hangi siyasal dü?ünce yönetirse yönetsin, ülkemizin önüne koydu?u hedeflere ulaşabilmesinin yolu, hızı ve kalitesi, öğretim kadrosunun niteli?i ve huzuru ile doğrudan ilişkilidir.
Zira ne kadar ileri eğitim sistemi getirdiğinizi ileri sürseniz de, eğitimi ne kadar geliştirdiğinizi iddia etseniz de onu uygulayacak olan öncelikle öğretim kadrolarınız olacaktır.
Bu görevin özellikle büyük fedakârlık gerektiren bir sanat ve ?efkat yönü de vardır ve bu niteliklerin eksikli?i bütün sistemi ister istemez işlemez hale getirecektir.
Sorunları çözülmemiş ö?retmen ise sorunlu öğrenci ve sorunlu eğitim sistemi demektir.
* Evini geçindirmek için ö?retmeni ikinci bir i?te çal??mak durumunda bırakan maddi yetersizlikler,
* Çok kalabalık dershane ortamlarında yetersiz eğitimin neden olduğu gerilim,
* Eğitim disiplininden uzaklaşmış, fiziki imkânları kıs?tlı eğitim ortamlarının varlığı,
* Eğitim yöneticilerinin tespiti ve atanmalarındaki liyakatsizlik ve adam kayırma,
* Bitmeyen sistem aray??larının ö?retmenlerde neden olduğu güven bunalımı ve intibaksızlık,
* Öğretmenli?i bir sanat gibi görmesi gerekirken, onu okul memuru olarak yorumlayan ilkel eğitim anlay???,
* Ve bunların yanı sıra ek ders ücretlerinin yetersizli?i, hizmet içi eğitim eksikli?i ve akademik bilgilerin güncellenememesi gibi devam eden sorunlar ö?retmenlerimizin temel sorunları arasındazır.
Kendi ailelerinin temel hayat ihtiyaçlarını karşılayabilmekten çok uzak kalmış bir mesle?in mensuplarının, bu aşır ekonomik şartlar altında görevlerini layıkıyla yapmalarını beklemek insaflı bir yaklaşım değildir.
Eğitimden haklı beklentilerimiz ülkemizin geleceğini etkileyecek kadar büyükken, bu sistemin uygulayıcılarına sundu?umuz imkânlar küçükse bundan geleceğin Türkiye’sini beklemek de mümkün olmayacaktır.
Hepimizin dü?ünmesi gereken konu; ö?retmeni ve eğitimi kalkınmanın merkezine koymak yerine, neden yıllarzır kıyısında bekleterek tali bir unsur haline getirmiş olduğumuzun sorgulanmasızır.
Zira eğitim, bir toplumun gelecekte nasıl yaşamayı istediğini ve neyi hak ettiğini belirleyen temel unsurdur.
Gelece?imizden tasarruf edemeyece?imize göre geleceğimizi hazırlayanlardan kısacaşımız bir imkân ve yapacaşımız bir tasarrufun bedeli mutlaka aşır olacaktır.
Yüksek hedefleri gözüne kestirmi?, milletinin refah?nı ve mutlulu?unu ilke edinmiş bir devletin önce ö?retmenlerini mutlu etmesi kaçınılmaz bir zorunluluk ve gerekliliktir.
Bütün bu zorluklara rağmen görevlerini büyük bir fedakârlıkla yürüten ve bugün sayıları altıyüz elli bine ula?mış ö?retmenlerimizi bir kez daha kutluyorum. Hepsine aileleri ve öğrencileri ile birlikte mutlu, huzurlu ve müreffeh bir hayat diliyorum.
Değerli Milletvekilleri,
Hepinizin bildiği gibi yedi yılzır i?başında bulunan AKP zihniyetinin tebarüz etmiş en belirgin vasf?, toplumu ayakta tutan değerleri acımasızca istismar malzemesi yapması olmuştur.
Hiçbir ahlaki sınır, ilke ve değer gözetmeksizin yaygınlağan bu iptidai anlay??, ?ehitlerden, gazilere; bayraktan, vatana; inançlarımızdan tarihimize kadar hayatın her alanını kirli siyasetin oyuncaşı haline getirmiştir.
Toplumu bir arada tutan ve bizi bir millet yapan bütün değerlerin altını oymaya çal??an, alabildiğine tahrik eden Başbakan Erdoğan’ın yarattı?? tahribat i?gale u?ramış toplumun yaşadığı dağınıklığına e?değer hale gelmiştir.
Kimliklerin kaşınması ve millet varlığının çözülmesi konusundaki tarihi emellerini 1991 yılında imzasını attı?? rapordan zaten bildiğimiz Başbakan Erdoğan; ?imdi bu ayrı?tırma alanlarına yenisini eklemiş ve mezhep temelli kışkırtmalara da hız vermiştir.
Bu ülkeyi çözmeye, bu milleti dağıtmaya, her toplumsal alanı lime lime etmeye yemin ettiği anlaşılan Başbakanın kime ve neye hizmet ettiğinin, partisine mensup sa?duyulu milletvekillerince ciddi bir bak??la analiz edilmesinin zamanı geçmektedir.
Okyanus ötesinden cesaretlendirilerek, Brüksel’den arkasından itilerek yıllarzır ?srarla sürdürülen otuzaltı kimli?e ayrı?tırma misyonuna ?imdi de mezheplerin kışkırtılması konusu eklenmiştir.
Meclisteki yanl?? bir konuşmadan yol çıkarak, bütün ölçü ve ayarların kaçtı?? bir tahrik kampanyasına dönen, doğrusu ile yanlığıyla geride kalmış bir ayaklanma üzerinden sürdürülen istismar artık fren tutmaz hale gelmiştir.
Konu tamamen AKP’nin “PKK açılım?”nın toplumdaki öfkesini dindirmeye, tepkilerini söndürmeye, dikkatlerini dağıtmaya yönelik tam bir aldatmaya dönmü?tür.
Ve AKP zihniyeti, tarihin sayfalarında kalmış bir hadise üzerinden yine alabildiğine inanç ve mezhep sömürüsü yapmaya başlamıştır.
Değerli Milletvekili Arkada?larım,
Milliyetçi Hareket Partisi, tarihi süreç içinde Türk milleti ailesine mensup olarak varlıklarını sürdüren bütün değerlere ve kültür unsurlarına sonsuz hürmet duyguları ve muhabbet beslemektedir.
Ve bu konulara yaklaşırken bizim için esas olan ayrı?mak ve ayrı?tırmak değil, birle?mek ve birle?tirmektir. ?ktidar zihniyeti ile i?in başından ayrıldığımız temel nokta da budur.
Partimiz, ayrı?maların çözülme ve dağılmaya neden olacaşına inanmaktadır. Türk milletinin bin yıllık tarihi süreç içinden çıkardığı dersler bize bunu göstermektedir.
Farlılıklara yapılacak vurguların, farklıla?mayı körükleyeceğini bilmek için sosyoloji tahsiline veya siyaset bilimci olmaya gerek yoktur.
Devletin ve hükümetlerin temel görevi, vatandaşları arasında, onları birbirlerine başlayan duyguların benzerli?ini sağlamaktır, tahrik edip ayrı?tırmak değildir.
Daha i?in başından beri, yönetim anlay???nı ayrılma ve ayrı?tırma üzerine şekillendirmiş olan AKP’nin; sözde açılımına ?srarla karşı duruşumuzun ana sebebi de budur. Ve sonuna kadar da karşı durmaya devam edece?imiz iyi bilinmelidir.
Bu konuda kararımız kesindir.
Partimizin ayrılma, farklıla?ma, bölünme, ufalanma gibi aray??larla uzaktan yakından başı ve başlantısı ve desteği olamamıştır ve olmayacaktır.
Bu konuda da duruşumuz bellidir ve nettir.
Partimizin, ülkemizin temel meselelerini çözme yolunda vazgeçilmez siyaset ekseni, yalnızca ve yalnızca “milli kimlik ve kardeşlik” üzerinedir.
Biz ülkemizdeki diğer sorunlar gibi mezheplerin sorunlarına da aynı dikkatle ve kucakla?tırıcı ilkelerimizle bakmaya özen gösterdik ve dikkat ettik.
Malumunuz olduğu üzere, ülkemizde Alevi İslam inancına sahip vatandaşlarımızın bulunduğu bir vak?adır. Ve bu milli gerçek ülkemizde son yıllarda oluşmamış, bin yıllık tarihin içinde hep var olarak bugünlere ula?mıştır.
Bizleri bir millet yapan muhteşem değerler manzumesinin içinde onlar da vardır ve bu milli kimli?in ayrılmaz bir parçası olarak Türk milleti mevcudiyetinin içinde yer almışlarzır.
Alevilik ne inançlarımızdan ayrı görülebilir, ne milletimizden ayrı tutulabilir. Biz onlarla birlikte bir milletiz ve millet olmamızın mayasında onlar da vardır.
Partimiz bu konuda 22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra temsil edildiği Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, Alevili?in sorunlarını bütün yönleriyle ele almış ve hiçbir siyasi partinin dile getirmediği ?ekliyle konuyu Grup toplantılarına taşımıştır.
Bunlardan birincisi, 18 Kasım 2008 tarihindeki Grup toplantımızda kamuoyu ile paylaşılmış ve bu hassas konu muhatapları ile oluşacak bir temas ve uzla?ma sürecine bırakılmıştır.
Bu toplant?daki konuşmamda özetle,
* Sorunun TBMM çatısı altında çözülmesinin gereklili?ini,
* Toplumu kucaklayan bir anlay??la ve milli bütünlük içinde bir çözümünün uygun olacağını,
* Alevi İslam inancını benimsemiş kardeİlerimizin haklı beklentilerinin bulunduğunu,
* Ertelenmesi halinde toplumsal birliği sekteye u?ratacak bu durumun zorluklarına rağmen görmezden gelinemeyeceğini,
* Bu konuda siyasete, parlamentoya, hükümete, Alevi inanç önderlerine, Alevi İslam’ın çatı kuruluşlarına, akademik çevrelere büyük görevler dü?eceğini açıklamıştım.
Ve yine bu konuşmamda amacımızın, tekrar ediyorum ki, ayrı?tırma değil, “Türk milletinin birliğini ve beraberli?ini koruyarak, toplumsal huzursuzluk alanlarının cephele?meye dönüşmesini önlemek ve herkesin inancına saygı duyarak birlikte yaşama ideali etrafında kenetlenip toplumsal sıkıntı ve sorunları çözmek “ olduğunu önemle vurgulamıştım.
Bütün siyasi partileri de mü?terek bir zeminde bulu?maya davet etmi?tim.
Bu yaklaşımımız tamamen siyasi kaygılardan uzak, iyi niyetli bir anlay??la olmuştu ve müteakiben toplumun çeşitli kesimlerinden olumlu mesajlar alınmışt?.
Ne var ki, bizim iyi niyetle başlattı??mız bu girişim, hükümet olma yetkisini elinde bulunduran AKP’yi siyaset üstü bir zeminde harekete geçirmeyi sağlayamamıştır.
2009 yılının Haziran ayının başında hükümet tarafından başlatılan ve bizim de ümit verici gelişme olarak gördü?ümüz “Çal??tay” adı verilen toplantılarda herkes eteğindeki ta?ları dökmü?, ancak bugüne kadar somut bir sonuç elde edilememiştir.
Partimiz ilk “Alevi Çal??tay?”nın toplandığı hafta da konuyu yine önemle dile getirmi?, somut teklifler birlikte Çal??tay sürecine olan açık desteğini ve iyi niyetini göstermiştir.
Bu maksatla, 9 Haziran 2009 tarihindeki Grup toplantımızda da; sorunun öncelikle millet bütünlü?ü içinde çözülmesi gerekti?inden bahisle, konuyu ele almış ve milli kültürümüzün bir zenginli?inin yağatılması olarak değerlendirmi?tim.
O tarihten bu yana geçen altı ay boyunca hükümet eliyle toplanan “Alevi Çal??taylarından” somut bir sonuç çıkmayacaşı tarafların açıklamalarından anlaşılmıştır.
Konunun sürüncemede bırakılarak yalnızca istismarının yapılmak istendiği, toplanı p dağılarak hükümetle ortak bir zeminde ve çözüm noktasında bulu?ma imkânının kalmadığı anlaşılmaktazır.
Bu ağamadan itibaren, bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sandalye sayısı itibariyle yeterli ço?unlu?a sahip Başbakan Erdoğan ve hükümetine ça?rımız ?udur:
Yedi yıllık iktidarınızda, Alevi İslam inancına sahip kardeİlerimiz için girişimde bulunmaktan kaçtınız ve aralarındaki uzla?maz alanları, i?i sürüncemede bırakmak için bahane olarak kullandınız.
?imdi de geride kalmış bir ayaklanmanın acıları üzerinden “evlad-? Kerbela” istismarını yapıyorsunuz ve Alevi kardeİlerimizi sevdiğinizi söylüyorsunuz o halde;
Gelin, sahibi olduğunuz ayrımcı ve ayrı?tırıcı sözde demokrasi paketlerinin içerisine katmadan, sorunun acilen halli yönünde ilk adımları atalım ve TBMM zemininde bu konuyu çözelim.
Bu konuda öncekilerin topluca tekrarı olan önerilerimiz ?unlarzır.
1. Alevili?in öncelikle nitelikli eğitim ve nitelikli kadro ihtiyacını karşılayacak “Türkiye Alevilik Araştırmaları Merkezi” devlet desteğinde kurulmalızır.
2. Bu merkez genel bütçeden ayrılacak ödenekle desteklenmeli ve idari bakımdan özerk olmalızır.
3. Alevi inanç önderlerinin akademik seviyede e?itilmesi için ?lahiyat Fakültelerinde “Tasavvuf İlimleri Bölümü” kurulmalızır.
4. Milli Eğitim Bakanlığınca din derslerinin müfredatına, doğrudan Alevi toplumunun katımlımıyla şekillenmiş doğru, objektif ve bilimsel bilgiler girmelidir.
5. Bu kapsamda olmak üzere Alevi İslam inancı önderlerinden, konusunda uzman ilahiyatçılardan ve akademisyenlerden oluşan “Özel ?htisas Komisyonu” kurulmalızır.
6. Kültür Bakanlığıve ilgili kuruluşların işbirliği ile Alevi İslam inancının ve tarihi-kültürel ?ahsiyetlerinin envanteri ve külliyatı çıkarılmalı varsa yabancı dilde olanlar Türkçeye çevrilmelidir.
7. Diyanet ?İleri Başkanlığıortaya çıkacak külliyatın orijinallerine sadık kalarak yayınlanmasında isti?are ve işbirliği içinde olmalızır.
8. Alevi İslam inancını da bünyesinde temsil edecek şekilde Diyanet ?İleri Başkanlığı’nda yapısal düzenlemeye gidilmelidir.
9. Alevi toplumunun hayatında çok önemli yeri olan Cemevi gerçe?i, siyasi kaygılardan uzak, cami-cemevi karşıtlığına dönüştürülmeden kabul edilmelidir.
10. ?nanç ve kültür hayatımızın bir unsuru olan Cemevlerine devlet yardım etmeli, genel bütçeden ödenek tahsis edilmelidir.
Milliyetçi Hareket Partisi konuya günübirlik siyasetin dığında ve üstünde bir anlay??la yakla?maktazır.
Parlamentoda grupları bulunan bütün partilere bu sorunu kucakla?tırıcı ve kayna?tırıcı bir yaklaşımla çözmeleri noktasında teklifte bulunmakta ve işbirliği önermektedir.
Çünkü bu konu kaşınacak bir tahrik ve istismar alanı değil, bütün samimiyetimizle çözümlenmesini dilediğimiz ve canı gönülden istediğimiz gerçek milli bir kardeşlik projesidir.
Konunun beklemeye tahammülü kalmamıştır. AKP elinde daha fazla tahrik edilip daha fazla kaşınmadan acilen çözüme muhtaçtır. Geçmi?in acılarını ve hatta varsa hatalarını tahrik ederek ulaşacaşımız da sonuç yoktur.
Milliyetçi Hareket Partisi yukarıda dile getirdiği konularda yasala?ma sürecine her türlü desteği vermeye ve varsa başka teklifleri değerlendirmeye açık ve kararlızır.
Konuyu gündeme yeniden getirmemizin nedeni artan gerilimlerin derin kırılmalara ve çatışmalara neden olmadan bir an önce çözümlenmesi ve bir toplumsal ihtilaf alanının hiç olmazsa ortadan kalkmasızır.
Değerli Milletvekili Arkada?larım,
Gelece?i planlamaktan aciz ve çaresiz olan Başbakan Erdoğan, sık??t??? her an ve durumda, geçmişten kendisine dayanaklar bulma gayreti içine girmektedir.
?çine dü?tü?ü me?ruiyet bunalımını, düne müracaat ederek a?maya çalışan bu zihniyet yapılanmasının, çatışmadan ve gerilimden beslenmesi doğal olarak şaşırtıcı görülmemelidir.
Bu itibarla Başbakan Erdoğan’ın Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş yıllarındaki iftihar edilecek bilgelikten alıntı yaparak; uysallıktan, gönül almaktan, katlanmaktan, hoşgörüden ve bir de üstelik adaletten dem vurması trajik komik bir manzarayı ortaya çıkarmıştır.
Böylesi bir dar ve s?? bak???n, gölgesiyle bile kavga eden bir hükümet etme anlay???nın boy atmasına zemin hazırlamışken, ?eyh Edebal?’nın mana ve ö?üt dolu hikmetli sözlerine s???nması gerçek yüzünü saklayamayacaktır.
Bugün, Türkiye ekonomisinin girdiği keskin virajı alamayarak, kayalıklardan ağaşıya uçmasına mazeretler arayan Başbakan Erdoğan, kırılan, dökülen ve çöken ekonomiyi; dünü hatırlatarak ayağa kalzıracağını zannetmektedir.
Bu beyhude çabalar kendisini asla kurtaramayacak, bizim iktidar dönemimizdeki bazı olaylara göndermeler yapması ne kendisine ne de partisine hiçbir şey kazanzırmayacaktır.
Özellikle partimizin iktidar ortaşı olduğu dönemlerdeki ekonomik gelişmeleri gündeme taşıyarak, bunun üzerinden açıklarını kapatmaya çalışan kurnaz bir siyaset tertibiyle karşı karşıya bulunuyoruz.
Evet, doğrudur; hükümet ortaşı olduğumuz dönemin kendisine has özellikleri ve şu anda burada ifade etmeyi gereksiz addettiğim birçok faktörün bir araya gelmesinden dolayı ekonomik buhranlar ortaya çıkmıştır.
Bu konuda gizleyece?imiz, saklayacaşımız bir husus yoktur ve bu zamana kadar da olmamıştır.
Bizden önceki dönemlerde biriken ve ço?alan sorunların da tek ve yegâne sorumlusu 57.Cumhuriyet Hükümet’i olmayacaktır.
Nitekim 2002 yılında, aziz milletimiz koalisyonu oluşturan partiler hakkında kesin hükmünü vermiş ve biz de gereken dersleri kendi adımıza alarak, ortaya çıkan siyasi sonuca saygı duymu?uzdur.
Yine de üç partili bir koalisyon hükümeti olmasına rağmen ve dönemin birçok zorlukları dikkate alındığında; ekonomideki savrulmayla başa çıkabilmek için çok ciddi çaba sarf edildiğini gözlerden uzak tutmamak gerekmektedir.
Bugün, Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcıs?; iki hafta önce ?skoçya’daki G?20 toplantısında, oturduğu masa etrafındaki ülkelerden, sadece Türkiye’nin bankacılık sektörü sebebiyle zarara uğramadığından bahsedebiliyorsa, bunun bizim aldığımız tedbirler sayesinde olduğunu da ikrar etmesi ahlaki ve tutarlılık gereği olacaktır.
Ve içinde bulunduğumuz şartlarda finansal anlamda büyük bir kaza yağanmamışsa, dövizde enkazı çok geniş bir deprem olmamışsa, dünyada birçok banka batarken, bu alanda Türkiye’de herhangi bir sorun görülmemi?se bu tamamen koalisyon hükümetimizin aldığı önlemler neticesindedir.
Geçmi?i değiştirmek mümkün değilse de, geleceği şekillendirmek ve ona biçim vermek imkân dâhilindedir.
Başbakan Erdoğan’ın gelecek heyecan ve hedefi olmadığı için, içine girdiği bataklıkta çırp?ndıkça, geçmişin ipine sarılarak düzlü?e çıkacaşı zehabına kapılmıştır.
Bu aslında karanlıkta ?slık çalan, ancak yüre?i korkudan tir tir titreyen köşeye sık??mış bir ruh halinin yansımasızır.
Bu yaklaşım tarzı aynı zamanda, siyasi tarihimizde son kullanma tarihi dolan siyasetçilerin, s???ndıkları ve kendilerini mahkeme önünde aklamak için hazırlık yapmaya başladıkları zihni bir ?aşkınl??a işaret etmektedir.
Ve oldukça bo? bir çabazır ve milletimize hiçbir faydası olmayacak bir me?guliyettir.
Hükümet olduğumuz zaman dilimindeki devlet iç borçlanma faiz oranı ve enflasyon seviyesini, bu dönemle kıyaslayarak, arada oluşan farkın insanı mızın cebinde kaldığını iddia eden Başbakan Erdoğan, gerçekleri saptırmakta ve aziz milletimizin gelirlerini gerçekte kimlerin faize teslim ettiğini karşıtırmaktazır.
Değerli arkadaşlarım, lütfen buraya dikkat buyurunuz; son 7 yıllık süreçte AKP hükümeti 225 milyar dolar faiz ödemesi yapmıştır. Peki, faize giden bu devasa paralar kimin cebinden çıkmış, kimin cebine girmiştirı
Bu dönemin şartları gere?ince, krize karşı parasal genişlemeyle karşı koymaya çal??an, maliye politikasını gev?eten birçok ülkenin faiz oranları sıfıra yakla?mışken, Türkiye’de gecelik borçlanma faizi yüzde 6,5; borç verme faiz oranı da yüzde 9 düzeyindedir.
Her ne kadar 2008 yılı Kasım ayında itibaren faizler belirli aralıklarla indirilmi?se de, bu durum reel sektöre yansımamış, bankaların daha çok hazine bonosu almalarını te?vik etmiş ve yoğunla?tırmıştır.
Ve bu yolla, Ocak-Ekim arasında oluşan 43 milyar 232 milyon TL’lik bütçe açı??nın büyük bir bölümü finanse edilmiştir.
Nitekim bu yılın Ocak ayında 170,8 milyar dolar olan iç borç stoku, on ayda yaklaşık 50 milyar dolar artı?la 220,7 milyar dolara ula?mıştır. 2002 yılında 97 milyar dolar olan iç borç miktarının, yüzde 127’lik artı?la ulaştı?? ?u anki ağama gerçekten de düşündürücüdür.
Faiz oranı teorik olarak inmesine rağmen, piyasa şartlarında gerilemesi daha güç ve zor olmaktadır. Ve bunun sıkıntısını üreten Şirketlerimiz, çal??anlarımız fazlasıyla çekmi?lerdir.
Yabancı fonların, finans kuruluşlarının, hatta Japon ev hanı mlarının dahi düne kadar yüksek faizden dolayı oturdukları yerden anormal faiz gelirleri elde ettikleri hepinizin malumudur.
Bu süreç bugün dahi işlemekte, faiz oranları birçok ülkeye kıyasla hala yüksek olan Türkiye’nin, dışarı varlık transferi hızla devam etmektedir.
Yurtdığına hortumlanan ya da spekülasyon yaparak yolunu bulan içteki faiz tüccarlarına akan paralar, Başbakan Erdoğan’ın servetinden değil; işçimizin, memurumuzun, esnaf?mızın, emeklimizin alın terinden, göz nurundan karşılanmaktazır.
Bu itibarla, Başbakan Erdoğan’ın kalk?p ikide bir faiz oranları arasında karşıla?tırma yaparak, milletimizi aldatması doğru, insaflı ve hakkaniyetli bir siyaset anlay??? olmayacaktır.
Ayrıca krizin derinleİmesinden bu tarafa, talep ve maliyet şartlarının yarattı?? ağaşı yönlü baskı sonucu, sadece Türkiye’de değil, dünyada da enflasyon gerilemiştir.
Ne var ki, Başbakan Erdoğan bunu da yanl?? yorumlamış, Ekim ayı itibariyle 12 aylık artışı yüzde 5,11 olan tüketici fiyatında, 2002 yılından bugüne kadar 25 puanlık bir gerileme olduğunu ve bu farkın vatandaşlarımızın cebine girdiğini iddia etmiştir.
Enflasyonun düİmesi, hükümetin planlı ve önceden tayin edilmiş ve hazırlanmış ekonomi politikaları sayesinde olmamış; tamamen iç ve dış talep şartlarının belirleyicili?i çerçevesinde gerçekle?miştir. Bundan dolayı da Merkez Bankası politika faiz oranlarını dü?ürebilmiştir.
Ama bu durum hayat pahalılığından bir şey kaybettirmemiştir.
Cebinde parası olmayan, yeterli geliri bulunmayan milyonlarca insanı mız için enflasyonun dü?üp, çıkması zaten bir anlam ifade etmemiştir.
Al?? veriİlerini gramla yapan vatandaşlarımız için, şartlar daha da aşırla?mıştır. Önümüzdeki Kurban Bayramında, yükselen kurbanlık fiyatları vatandaşlarımızın kurban ibadetini yapmalarına mani olacak düzeye ula?mıştır.
AKP, yolun başında kimlerle kol kola olduğunu, güç birliğini yaptığını ve birlikte yürüdü?ünü esasen göstermiştir.
Bunların; Ortadoğu ?eyhleri, milli varlıklarımıza göz diken ve bir otelin erzak kapısından girerek Başbakanla ihale pazarlıkları yapan Oferler, Ogerler, küresel tefeciler, faiz vurguncularından başkası olmadığı tüm açıklığıyla ortaya çıkmıştır.
Başbakan Erdoğan aksi yönde ne kadar propaganda yaparsa yapsın, devri iktidarı; pahalılık olmuş, işsizlik olmuş, zam ve faizle bütünle?mi?, açlık ve yoksullukla birle?mi?, çatışma ve kaosun hâkim olduğu karanlık bir dönemin adı olmuştur.
Hiçbir iddia, söz ve eylem gerçeklerin üstünü örtemeyecek, ekonomik sorunlar AKP’nin gelişine nasıl ortam hazırladıysa, gidiğine de mutlaka neden olacaktır.
Konu?mama son verirken, önümüzdeki günlerde kutlayacaşımız mübarek Kurban Bayramınızı tebrik ediyor, bayramın milletimize, devletimize hayırlar getirmesini ve içinde bunaldığımız sorunlarda çıkış için bir fırsat vermesini yüce Allah’tan niyaz ediyorum.
Hepinizi Saygılarımla Selamlıyorum.
Haber 7