Bugün solcuların ço?unun yaka silkti?i ve gitsin diye baskı yaptığı halde yapı?t??? koltu?u bırakmaya niyeti olmayan ve ard arde kongreleri kazanan Deniz Baykal rahmetli Erdal İnönü’ye de yaka sillkitmi?!
SODEP yıllarında Baykal ve ekibinin partiye girdikten sonraki faaliyetleri, Erdal İnönü’yü rahatsız etmi?ti. İnönü, kendisi genel başkan olmasına rağmen, yönetimin Baykal’ın sözünü dinlediğini anlatıyordu.
Erdal İnönü, SODEP’li yıllarda Deniz Baykal’la ilişkisini şöyle anlatmışt?: “Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal, yanında bir iki gazeteciyle geldi. Gazetecileri içeri almadım.
Anladım ki bu bir propaganda manevras?. SODEP’e arkadaşlarıyla törenle üye olmak istediğini söyledi. Baktım ki hizip olarak girmek istiyor, ‘Ona izin veremem’ dedim.”
SODEP’e Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal benden randevu istedi. Kendisini uzaktan tanıyordum. ‘Eskiden hizip başıydı. Dikkat edin’ diye uyarıyorlardı.
11 Ocak günü geldi. Ben kapıyı açtım. Baktım Deniz Baykal ve yanında bir iki gazeteci…
Deniz Baykal’a ‘Buyurun’ dedim, baktım gazeteciler de içeri girmeye yelteniyor.
‘Yok, siz gelmeyin’ dedim.
Onları almadım içeriye ve biraz kızdım. Anladım ki bu bir propaganda manevras?… Beni alet edecek.
Baykal, gazetecileri almamama biraz bozuldu, ama sesini çıkarmadı. Bana da ‘Beraber olmakta yarar var’ diye anlattı.
‘Do?ru, ben de aynı fikirdeyim’ dedim.
SODEP’e üye olmak istediğini söyledi.
‘İyi olur, bekleriz. Eski CHP’lilerin üye olmasını ben candan istiyorum, buyurun’ dedim.
Ama bir şartı olduğunu söyledi:
‘Benim arkadaşlarım var. Onlarla beraber bir tören yapalım, hep beraber üye olalım’ dedi.
Baktım ki hizip olarak girmek istiyor, ‘Tek tek üye olursanız buyurun, ama öyle grup halinde girerseniz, o eski grup havasını doğurur; ona izin veremem’ dedim.
‘Öyleyse bir dü?üneyim’ dedi ve ayrıldı. Bir daha görü?medik. Sonra öğrendim ki biz seçim kampanyası için dolaşırken 3 kişi Ankara Çankaya ilçesine üye olmuşlar.
Elimden çıkıyor parti
Haziran 1988’deki kurultayda Sayın Baykal Genel Sekreter oldu. Rahatsız olmadım. Bir süre beraber devam ettik.
Sonra fark ettim ki, yine kurultay tarafından seçilen Merkez Karar Yürütme Kurulu’ndaki arkadaşlarım benden çok Sayın Baykal’? dinlemeye başladılar. Elbette bir iki defa olabilir, ama devamlı böyle olunca rahatsız olmaya başladım. Ve o zaman anladım ki elimden çıkıyor parti…
Kişisel olarak ilişkilerimiz iyiydi, ama MKYK’da verilen kararlar hep Sayın Baykal’ın istediği doğrultuda oluyordu.
Aramızda anlaşmazlık vardı. Bu şekilde devam edemezdik. Onun üzerine parti grubunda ‘Anlıyorum ki’ dedim ‘grupta Genel Başkan’a güvensizlik sorunu var. Bunun çaresi kurultaya gitmektir. Kurultaya gitmeyi öneriyorum.’
Sandım ki benden sonra Genel Sekreter söz alacak, ‘Pekâlâ kurultaya gidelim’ diyecek.
Baykal söz aldı ve ‘Yok, niye böyle söylüyorsunuz. Yanl?? anladınız. Hiç öyle bir mesele yok. Biz devam edelim güzel güzel, böyle bir şey çıkarmayın’ dedi.
Çok ?a?mıştım o zaman… Ben bunu söyledikten sonra artık yapılacak ?ey, onun da kurultaya gitmenin gerekli olduğunu söylemesiydi; ama söylemedi. İşte orada ilk defa Sayın Baykal’ın pek güvenilmez biri olduğuna karar verdim. Duygularım neydi tam hatırlamıyorum, ama o kadar karşı karşıyayken ‘Böyle bir şey yok’ demesi, bir şey olmamış gibi davranması, bende çok olumsuz bir duygu yarattı.
SODEP yıllarında Baykal ve ekibinin partiye girdikten sonraki faaliyetleri, Erdal İnönü’yü rahatsız etmi?ti. İnönü, kendisi genel başkan olmasına rağmen, yönetimin Baykal’ın sözünü dinlediğini anlatıyordu.
Erdal İnönü, SODEP’li yıllarda Deniz Baykal’la ilişkisini şöyle anlatmışt?: “Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal, yanında bir iki gazeteciyle geldi. Gazetecileri içeri almadım.
Anladım ki bu bir propaganda manevras?. SODEP’e arkadaşlarıyla törenle üye olmak istediğini söyledi. Baktım ki hizip olarak girmek istiyor, ‘Ona izin veremem’ dedim.”
SODEP’e Genel Başkan olduktan sonra Deniz Baykal benden randevu istedi. Kendisini uzaktan tanıyordum. ‘Eskiden hizip başıydı. Dikkat edin’ diye uyarıyorlardı.
11 Ocak günü geldi. Ben kapıyı açtım. Baktım Deniz Baykal ve yanında bir iki gazeteci…
Deniz Baykal’a ‘Buyurun’ dedim, baktım gazeteciler de içeri girmeye yelteniyor.
‘Yok, siz gelmeyin’ dedim.
Onları almadım içeriye ve biraz kızdım. Anladım ki bu bir propaganda manevras?… Beni alet edecek.
Baykal, gazetecileri almamama biraz bozuldu, ama sesini çıkarmadı. Bana da ‘Beraber olmakta yarar var’ diye anlattı.
‘Do?ru, ben de aynı fikirdeyim’ dedim.
SODEP’e üye olmak istediğini söyledi.
‘İyi olur, bekleriz. Eski CHP’lilerin üye olmasını ben candan istiyorum, buyurun’ dedim.
Ama bir şartı olduğunu söyledi:
‘Benim arkadaşlarım var. Onlarla beraber bir tören yapalım, hep beraber üye olalım’ dedi.
Baktım ki hizip olarak girmek istiyor, ‘Tek tek üye olursanız buyurun, ama öyle grup halinde girerseniz, o eski grup havasını doğurur; ona izin veremem’ dedim.
‘Öyleyse bir dü?üneyim’ dedi ve ayrıldı. Bir daha görü?medik. Sonra öğrendim ki biz seçim kampanyası için dolaşırken 3 kişi Ankara Çankaya ilçesine üye olmuşlar.
Elimden çıkıyor parti
Haziran 1988’deki kurultayda Sayın Baykal Genel Sekreter oldu. Rahatsız olmadım. Bir süre beraber devam ettik.
Sonra fark ettim ki, yine kurultay tarafından seçilen Merkez Karar Yürütme Kurulu’ndaki arkadaşlarım benden çok Sayın Baykal’? dinlemeye başladılar. Elbette bir iki defa olabilir, ama devamlı böyle olunca rahatsız olmaya başladım. Ve o zaman anladım ki elimden çıkıyor parti…
Kişisel olarak ilişkilerimiz iyiydi, ama MKYK’da verilen kararlar hep Sayın Baykal’ın istediği doğrultuda oluyordu.
Aramızda anlaşmazlık vardı. Bu şekilde devam edemezdik. Onun üzerine parti grubunda ‘Anlıyorum ki’ dedim ‘grupta Genel Başkan’a güvensizlik sorunu var. Bunun çaresi kurultaya gitmektir. Kurultaya gitmeyi öneriyorum.’
Sandım ki benden sonra Genel Sekreter söz alacak, ‘Pekâlâ kurultaya gidelim’ diyecek.
Baykal söz aldı ve ‘Yok, niye böyle söylüyorsunuz. Yanl?? anladınız. Hiç öyle bir mesele yok. Biz devam edelim güzel güzel, böyle bir şey çıkarmayın’ dedi.
Çok ?a?mıştım o zaman… Ben bunu söyledikten sonra artık yapılacak ?ey, onun da kurultaya gitmenin gerekli olduğunu söylemesiydi; ama söylemedi. İşte orada ilk defa Sayın Baykal’ın pek güvenilmez biri olduğuna karar verdim. Duygularım neydi tam hatırlamıyorum, ama o kadar karşı karşıyayken ‘Böyle bir şey yok’ demesi, bir şey olmamış gibi davranması, bende çok olumsuz bir duygu yarattı.