<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Buraİstanbul.com &#187; Yeme İçme</title>
	<atom:link href="http://www.buraistanbul.com/icerik/yeme-icme/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.buraistanbul.com</link>
	<description>.</description>
	<lastBuildDate>Mon, 24 May 2010 08:26:50 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>İstanbul Mutfağı</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/istanbul-mutfagi.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/istanbul-mutfagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Jan 2010 09:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>oguzhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=4399</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın önde gelen damak lezzetlerindendir.Tipik bir Türk lokantasında ekmek, taze servis yapıldığından kızarmışı bulunmaz. Yemeklerde yağ ve domates salçası bol kullanıldığından ayrıca tereyağı ve ketçap servisi de yapılmaz. Kuzu, koyun veya dana eti ilave edilen çeşitli sebzeler esas yemeklerdir. Pilav, börek çeşitleri, bulgur, kuru fasulye, zengin zeytinyağlı sebzeler yan öğünler olarak servis yapılır. Köfte ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/yemek2.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-4400" style="margin: 5px;" title="yemek2" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/yemek2.jpg" alt="" width="150" /></a>Dünyanın önde gelen damak lezzetlerindendir.Tipik bir Türk lokantasında ekmek, taze servis yapıldığından kızarmışı bulunmaz. Yemeklerde yağ ve domates salçası bol kullanıldığından ayrıca tereyağı ve ketçap servisi de yapılmaz. Kuzu, koyun veya dana eti ilave edilen çeşitli sebzeler esas yemeklerdir. <span id="more-4399"></span>Pilav, börek çeşitleri, bulgur, kuru fasulye, zengin zeytinyağlı sebzeler yan öğünler olarak servis yapılır. Köfte ve şiş kebabı, döner kebap veya acılı, yoğurtlu, patlıcanlı diğer kebap çeşitlerinin makbulleri özel kebapçılarda bulunur. Hamur tatlıları, baklava, kadayıf ve benzerlerinin hakiki lezzetlisi, bu işi bazen birkaç nesildir devam ettiren küçük dükkanlardan temin edilir. Mayıs-Eylül ayları balık avlanma yasağı olduğu için İstanbul&#8217;a has güzelim lezzetli balıkların tazesini öteki aylarda tatmak gerekir. Diğer büyük şehirlerdeki kadar İstanbul&#8217;da da çeşitli milletlerin lokantaları mevcuttur. Fast-food, hızlı atıştırma servisi veren çok sayıda mekanlar da türemişlerdir. Ancak lezzetli yöresel yemekler tipik lokantalarda tadılır. En meşhur iki tür milli içki süt rengindedir. Alkollü olanı rakı; su katınca beyazlaşan sert bir içkidir. Diğeri ise sulandırılmış yoğurttan imal edilen serinletici; ayrandır. Rakı aperatif olarak kuru yemiş veya kavun ve beyaz peynir ile, yemek süresinde çeşitli meze çeşitleri ile alınabilirken, başka içkiler ile birlikte içilmez. Şarabın ve biranın ana yurdu Anadolu topraklarıdır. Türk şarapları benzerleri arasında lezzet, çeşit ve fiyat olarak oldukça tatminkardırlar. Şöhretli Türk kahvesi, küçük fincanlarda sade veya diğer şeker oranlarında her fırsatta ikram edilir. &#8220;Bir fincan kahvenin 40 yıl hatırı vardır&#8221; sözü kahvenin Türkler tarafından bilinen kıvamı ile kullanılmaya başlandığı 16 yy dan beri söylene gelmektedir. Türkiye bir taze ve kuru meyve cennetidir. Ülkenin her tarafından İstanbul&#8217;a yıl boyu mevsimlik değişik meyveler sevk edilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/istanbul-mutfagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>127 Yıllık Cemilzade yenilendi</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/127-yillik-cemilzade-yenilendi.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/127-yillik-cemilzade-yenilendi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Jan 2010 23:30:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=4345</guid>
		<description><![CDATA[Eski İstanbul’un ve o dönem kültürünün en önemli simgelerinden biri olan Cemilzade, 127 yıllık hikâyesini dijital ortama taşıdı. Yenilenen www.cemilzade.com.tr adresinde Cemilzade’nin kurucusu Udi Şekerci Cemil Bey’in odasında bir gezintiye çıkarak 127 yıllık bu tarihin detaylarında dolaşabilirsiniz.
www.cemilzade.com.tr yenilenirken, kurucusu Udi Cemil Bey’in hem bir zanaatkâr hem de bir müzisyen olarak, sanatçı kimliğinden yola çıkıldı. Sitede, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eski İstanbul’un ve o dönem kültürünün en önemli simgelerinden biri olan Cemilzade, 127 yıllık hikâyesini dijital ortama taşıdı. Yenilenen www.cemilzade.com.tr adresinde Cemilzade’nin kurucusu Udi Şekerci Cemil Bey’in odasında bir gezintiye çıkarak 127 yıllık bu tarihin detaylarında dolaşabilirsiniz.</p>
<p>www.cemilzade.com.tr yenilenirken, kurucusu Udi Cemil Bey’in hem bir zanaatkâr hem de bir müzisyen olarak, sanatçı kimliğinden yola çıkıldı. Sitede, şekerciliğinin yanı sıra, döneminin çok değerli bir bestekârı olan Udi Cemil Bey’in özel hayatı ve müzisyenliğiyle de ilgili pek çok detaya ulaşabilirsiniz. Siteye girdiğinizde, Udi Cemil Bey’in o dönemdeki çalışma odasıyla karşılaşıyorsunuz. Odada, her biri Cemil Bey’in hayatından bir kısımla ilişkilendirilmiş objelere dokunarak, enfes lokumların ve şekerlemelerin içinden çıktığı bu dünyanın içine girebilirsiniz.</p>
<p>Sitede Udi Cemil Bey’in Zeki Müren, Safiye Ayla gibi değerli sanatçılar tarafından icra edilen eserlerini dinleyebilir, kendisi hakkında yazılmış bir kitabı okuyabilir, en az 100 yıllık nota defterleri ve fotoğraf albümüyle şekerlemenin tarihine de tanıklık edebilirsiniz. Ayrıca siteden, internet üzerinden sipariş verilebileceğiniz www.cemilzadesiparis.com.tr adresine geçerek, Türkiye’nin her yerinden 127 yıllık tarihin tanıklık ettiği lezzetlere ulaşabilirsiniz.</p>
<p>Tarihi marka, dijital dünyada tüketicilerine sadece internet sitesinden değil, aynı zamanda sosyal medyadaki sayfalarından da erişiyor. Facebook, twitter ve Flickr’daki sayfalarından Cemilzade ile ilgili gelişmeleri ve haberleri takip edebilirsiniz.</p>
<p>Bu tarihi markanın dijitaldeki konumlandırmasının arkasında ise Eggrobot Dijital Ajansı bulunuyor. İstanbul kültürünü başarıyla yaşatan Cemilzade`yi daha yakından tanımak ve tarihe doğru bir yolculuğa çıkmayı arzu edenler hemen siteyi ziyaret edebilir. www.cemilzade.com.tr</p>
<p>SELAMİÇEŞME CEMİL TOPUZLU CAD. NO:7/C KADIKÖY TEL: (0216) 3850423</p>
<p>ŞAŞKINBAKKAL BAĞDAT CAD. NO:367/A KADIKÖY TEL: (0216) 3854183</p>
<p>ETİLER NİSPETİYE CAD. NO:104/B ETİLER TEL: (0212) 2631763</p>
<p>Mutfak Türü: Restaurant<br />
Yer: İstanbul<br />
Ücret: TL TL<br />
Kredi Kartı: Visa-Master<br />
Park: YOK</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/127-yillik-cemilzade-yenilendi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul, simit, ince belli bardakta çay</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/istanbul-simit-ince-belli-bardakta-cay.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/istanbul-simit-ince-belli-bardakta-cay.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2009 12:47:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Etkinlik]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=3813</guid>
		<description><![CDATA[Turizmde simit atağı.İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü, &#8221;Simidi İstanbul&#8217;da yemek güzeldir&#8221; sloganıyla geleneksel İstanbul simidini özendirme kararı aldı.
İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili&#8217;nin başkanlığında Un-İş Esnaf ve Sanatkarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sami Özdemir, Simit Sarayı Genel Müdürü Aykut Okutur, Yücel Simit Pazarlama ve Satış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Turizmde simit atağı.İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğü, &#8221;Simidi İstanbul&#8217;da yemek güzeldir&#8221; sloganıyla geleneksel İstanbul simidini özendirme kararı aldı.<span id="more-3813"></span></p>
<p>İstanbul Kültür ve Turizm Müdürlüğünden yapılan açıklamaya <a href="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/633418-cay_simit2.jpg"><img class="size-medium wp-image-3817 alignleft" title="633418-cay_simit2" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/633418-cay_simit2-300x216.jpg" alt="" width="180" height="150" /></a>göre, Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili&#8217;nin başkanlığında Un-İş Esnaf ve Sanatkarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Sami Özdemir, Simit Sarayı Genel Müdürü Aykut Okutur, Yücel Simit Pazarlama ve Satış Müdürü Yılmaz Yücel, Simit Projesi tezi sahibi Asude Şengül ve turizmci Mehmet Ata Tansuğ Alay Köşkü&#8217;nde bir araya geldi.</p>
<p>Simidin turizmle nasıl ilişkilendirileceğinin tartışıldığı toplantıda, bazı kararlar alındı. Buna göre, simitle ilgili yapılacak belgesel simit satılan mekanlarda gösterilecek.</p>
<p>Yabancı dillerde, simidi tanıtan bir broşür hazırlanarak, turizm danışma büroları ve oteller gibi yerlerde dağıtımı sağlanacak.</p>
<p><a href="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/825fa53437d4029cf2e7c2dfcb0a01cf.jpg"><img class="size-medium wp-image-3818 alignleft" title="825fa53437d4029cf2e7c2dfcb0a01cf" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/825fa53437d4029cf2e7c2dfcb0a01cf-250x300.jpg" alt="" width="200" height="250" /></a>Otellerdeki &#8221;kafe-break&#8221;lerde ürün olarak simidin yer alması sağlanacak. Simidin yanında içecek olarak öncelikle ince belli cam bardakta çay servis edilecek. Simidin çayın yanı sıra şurup ve ayranla ikram edilmesi önerilecek. Simit gazlı içeceklerle tavsiye edilmeyecek.</p>
<p>Simit için &#8221;coğrafi işaret tescil belgesi&#8221; alınmasına yönelik çalışma yapılacak.</p>
<p>Kültür ve Turizm Müdürü Ahmet Emre Bilgili, küresel ekonomik krizin yayıldığı bir dönemde simit ve çay menülerinin öne çıkmasıyla dünyada yayılma şansının arttığını belirterek, İstanbul&#8217;un geleneksel simidini öne çıkararak, alınan kararları uygulamaya koymaya gayret edeceklerini kaydetti.</p>
<p>Bilgili, &#8221;Simidi İstanbul&#8217;da Yemek Güzeldir&#8221; sözünü bir turizm sloganı olarak yaygınlaştırma çabası içinde olacaklarını vurguladı.</p>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/istanbul-simit-ince-belli-bardakta-cay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>GDO hakkında bilmek istedikleriniz</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/gdo-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/gdo-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2009 23:43:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=3517</guid>
		<description><![CDATA[GDO hakkında çok şey yazıldı. ABD&#8217;de 7 yıl araştırma yapan Prof. Adnan Yüksel, Haber 7&#8242;den Nursel Tozkoparan&#8217;ın GDO konusunda akılları karıştıran sorduğu her soruya açık ve net cevaplar verdi.
Nursel TOZKOPARAN&#8217;ın röportajı
İtiraf ediyorum çok ama çok etkilenmişim
Bilinçaltıma yerleşmiş.
Yok yok.. Beynime kazınmış adeta.
Manava, markete gidip dakikalarca bakınıp sonra hiçbir şey al(a)madan döndüğümü fark ettim.
Domatesler kıpkırmızı, elmalar cilalanmış [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>GDO hakkında çok şey yazıldı. ABD&#8217;de 7 yıl araştırma yapan Prof. Adnan Yüksel, Haber 7&#8242;den Nursel Tozkoparan&#8217;ın GDO konusunda akılları karıştıran sorduğu her soruya açık ve net cevaplar verdi.<span id="more-3517"></span><br />
Nursel TOZKOPARAN&#8217;ın röportajı</p>
<p>İtiraf ediyorum çok ama çok etkilenmişim<br />
Bilinçaltıma yerleşmiş.<br />
Yok yok.. Beynime kazınmış adeta.<br />
Manava, markete gidip dakikalarca bakınıp sonra hiçbir şey al(a)madan döndüğümü fark ettim.<br />
Domatesler kıpkırmızı, elmalar cilalanmış gibi, portakallar kocaman,ama büyük bir hevesle girdiğim marketten manavdan elim boş çıkıyorum.<br />
İki gün öncesinde yine markette o gıcır gıcır duran al beni al beni diye davetkar parlak elmalar bir anda bir canavara dönüştü gözümde ve alamadan çıktım.<br />
Sizin anlayacağınız marketin, manavın yanından bile geçemez duruma geldim.<br />
Psikolojim bozuldu.<br />
Baktım ki yalnız değilim.<br />
Beni ve benim gibi pek çoğunu bu hale getiren GDOydu.<br />
Hergün medyada onca haber çıkmasına, uzmanların açıklamalarına rağmen meyve sebzeden soğutan, bizi etkisi altına alan GDO konusunda kafa karışıklığı ve bilgisizlik almış başını gidiyor.<br />
Bu meseleyi konunun uzmanı ile bizzat kendim görüşmeliyim!<br />
Kulladığımız ürünlerin hangileri GDO&#8217;lu? Tüketildiğinde sağlığımıza etkileri ne?<br />
Bu meseleyi konunun uzmanı ile yüzyüze konuşmam gerektiğini düşünerek<br />
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Ana Bilim Başkanı Prof. Dr. Adnan Yükselin kapısını çaldım. Tüm merak ettiklerimi sordum. En azından elma alırken şeklinin düzgün olanının değil, küçük, hatta kurtlu olanının daha makbul olacağını öğrendim.<br />
<strong>ÜLKEMİZ DÜNYANIN EN BÜYÜK BİYO ÇEŞİTLİLİĞENE SAHİP</strong><br />
- GDOlu ürünlerin çıkış noktası nedir?<br />
- Son yıllarda genetik çok hızlı ilerliyor. Biyoteknoloji dediğimiz iş, bir canlı organizmadan bir geni bir başka organizmaya aktarma işlemidir. Eğer bunlar gıdalarda oluyorsa o zaman buna genetiği değiştirmiş gıda ya da organizma diyoruz. Tabi teknolojiyi durdurmak mümkün değil.<br />
Genetiği değiştirilmiş derken,ne geni istiyoruz, mesela; biz çilek yetiştirmek istiyoruz ama; soğuk bölgede yetiştirmek istiyoruz. Neye ihtiyaç var? Antifriz genine yani soğukta da hayatiyetini devam ettirecek, bitkiyi ısıtacak gene ihtiyacımız var. Ne yapıyoruz, kuzey kutbu balığından antifriz genini alıyoruz. Çilek genine eklediğimiz zaman o çilek o zaman kuzey kutbunda da yetişmeye başlıyor. Veya çok daha tatlı bir şey istiyoruz ya da daha uzun ömürlü domates veya salatalık istiyoruz. O zaman da direnç genlerini alıp ekliyoruz.<br />
Yine bir bakmışlar ki daha çok ürün elde etmek varken az ürün elde ediliyor. Araştırılmış, niye az ürün elde ediliyor diye Ekilen tohumları bir bitki ya da böcek yiyor. O zaman bu böceği öldürücü geni tohumumun içine koyarsak, toprağa da atıldığında o böcekler tohumlara saldıramayacak veya saldırdığı zaman ölecek.<br />
- Peki bu tür uygulamalar toprağı olumsuz etkilemiyor mu?<br />
- Elbette etkiliyor. Maalesef toprağın dengesini düşünen kimse yok. Sen şimdi yabancı bir şey koydun oraya o ne olacak, o tohumlar bitki oluşturduğu zaman genetiği değiştirilmiş gıdalar, arılarla, rüzgarlarla, böceklerle her tarafa yayılacak. Bir kere bir genetik değiştirilmiş gıdaya başladığın zaman artık o bölgeden normal bitki elde etmen mümkün değil. Ülkemiz dünyanın en büyük biyo çeşitliliğine sahip. Bunlara patent almak varken, bunları normal fiyata üretip, dışarıya yüksek fiyata satmak varken, sen şimdi genetiği değiştirilmiş gıdaları ithal ediyorsun. Buna hiç gerek yok.<br />
<strong>AMAÇ GIDAYI TEKELİNE ALMAK</strong><br />
- Amaç nedir?<br />
-Buradaki tek amaç, düşük fiyata yüksek ürün elde etmek. Yani ekonomik gelir elde etmek. Dünyada tekelleşmiş 6-7 tane büyük firma var. Dolayısıyla büyük şirketleri daha büyük yapmak. Gıdayı tekeline almak çünkü; değiştirdiğiniz zaman patent hakkı artık sizde. Ve bu firmalar insanları etkiliyorlar. Düşük fiyata çok ürün elde ederek dünyadaki açlığa çözüm getireceklerini söylüyorlar.<br />
<strong>ÜLKEMİZE GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ GIDALAR SOKMAYALIM</strong><br />
- Ülkemizde buna ihtiyaç var mı sizce?<br />
- Benim kanaatim, ülkemizin kesinlikle genetiği değiştirilmiş gıdaya ihtiyacı yok. Köylümüz, benim ürünüm para etmiyor diye domates ekmiyor ya da mısır ekmiyor. Oysa kendi tarımımıza destek vermeliyiz.Evet ürünleri biraz pahalı yiyebiliriz. Ama inanın birazcık pahalı yeriz. Yeni sınırlar açıldı Suriyeye bakıyorsunuz,çok ucuz. Demek ki süspansiye edebiliyor. Türkiye de bazı şeylerin fiyatını artırmadan idare edebilir. Dünyada bunun örnekleri var. Serbest ekonomi ama et fiyatlarını ülke istese çıkartmaz. Bir politika oluşturur. Daha ucuz fiyata et üretir veya buğday, arpa, mısır üretir.<br />
Bilim adamları, televizyondaki tartışmalara katılıyor, bende katılıyorum. Yanlış buluyorum.Neden yanlış buluyorum?Bilmediğimiz konuda hüküm vermek kadar kötü bir şey yok. Biz şimdi insan sağlığına etkilerini bilmiyoruz. Dolayısıyla bilmediğimiz konuda bu bir şey yapar, bir şey yapmaz demek mantıklı değil. Madem bilmediğimiz bir şey var, madem ülke ürünlerimiz, bitkilerimiz kendimize yetiyor. Bunu daha düşüğe elde edecek politikalar üretmeliyiz. Dolayısıyla ülkemize genetiği değiştirilmiş gıdalar sokmayalım diyorum. Ama, bakanlıkta bunun farkında. Bakanlık çok güzel bir yönetmelik çıkardı.<br />
<strong>LABORATUARLARIN SAYISINI ARTIRMALIYIZ</strong><br />
- İthalatının önüne neden geçemiyoruz?<br />
- Bu kolay bir şey değil. Binlerce gıda giriyor, çıkıyor ülkeye.Tümünü tek tek ölçmek,t ahlil etmek çok zor.. Ülkemizde Eskişehir, Samsun, Adana, Bursada olmak üzere dört tane laboratuar var. Bunlarla ithalatı kontrol etmek olacak şey değil.Öncelikle yapacağımız şey bu laboratuarları artırmak.Tüketiciler bile normal bakkal ya da manav alışverişlerinde bunu yaptırabilecek durumda olmalı. Veya büyük firmalar,mesela Migros ya da Kiler demeli ki, ben bütün ürünlerimi genetiği değiştirilmiş mi değiştirilmemiş mi kontrol edebiliyorum. Ama; bunu ucuz fiyata yaptırabilmeli. Elbette önce bunun altyapısı olmalı,laboratuarların sayısını artırmalıyız.<br />
- İlk yönetmelikle son yönetmelik arasındaki fark nedir?<br />
- En önemli fark, ilk yönetmelikte genetiği değiştirilmiş ya da değiştirilmemiş etiketi koyamazdın. Son yönetmelik artık bu etiketi koyacaksın diyor. Bu böyle olmalı zaten. Bunu baştan söylersen insanların da güvenini kazanırsın.<br />
- Niye baştan koymadılar ?<br />
- Bilmiyorum. Onu bakanına sormak lazım.<br />
<strong>İSRAİL TOHUMLARININ TÜRKİYEYE GİRDİĞİNE İNANIYORUM</strong><br />
- Peki diğer farklara devam edelim<br />
-İlk yönetmelikte TÜGEMden, TEGEMden bir takım insanlar vardı. Şimdi bu yönetmelikte artık bilim adamları girdi. Yani bir işi yaparken bir kere bütün tarafları koymak lazım.<br />
Bakanlık bütün elemanlarıyla gece gündüz çalışıyor. Ama; ortak akıl denen bir şey var.Siz ne kadar zeki olursanız olun, konuya başka gözlükle bakanların mutlaka ekstra fikirleri vardır. Ben yöneticilere de diyorum, muhakkak danışın. Danışan dağı aşmış. Danışın, fikir alın, bizlere de sorun. Ben genetik ana bilim dalı başkanıyım. Bu konunun yıllardır dersini anlatıyorum. Literatürü iyi biliyorum, okuyorum. Benimde fikrimi alın, bir başkasında fikrini alın. Karşıt görüşlü insanların da fikrini alın, ortalamayı bulun .<br />
Yine ikinci yönetmelikte binde dokuza kadar genetiği değiştirilmiş gıda olarak kabul edilmiyor. Binde dokuzdan sonraki rakamlar kabul ediliyor. Tabi bunlar Avrupa rakamları Daha bu konuda büyük çalışmalar yapılmadı. Bu konuda insan çalışması mümkün değil.<br />
İnsanlara devamlı genetiği değiştirilmiş gıda yedirip üçüncü jenerasyona bakmanız mümkün değil. Ve insanda çok korunmuş bir mekanizma var. Mesela bitkiye bir şey versen hemen DNAsının içene alır. İnsanda böyle değil. İnsanı değiştirmeye kalktığın vakit ucube bir şey çıkar ortaya.İnsanı daha mükemmel bir şey yapmak söz konusu değil. Zaten insan mükemmel bir varlık..<br />
Yeter ki biz fonksiyonlarımızı ortaya çıkartabilelim. Dolayısıyla o kaldırıldı. İşte yüzde beşten fazlaysa veya genetiği değiştirilmiş gıdanın ithalatı istenmiyorsa yani bunda problem olduğu düşünülüyorsa bu ithal edilemezdi Bu oranlar tamamen kalkmış durumda&#8230; Tabiî ki bir ülkenin yönetmeliği olmalı yönetmelik değil yasası olmalı .<br />
On yıldan beri İsrail tohumlarının kesinlikle Türkiyeye girdiğine inanıyorum. Ne yapıyor İsrail veya bu teknolojiyi kullananlar, bağımlı kılmak için üreme genleriyle oynuyor. Çünkü o ürünü bir daha üretemiyorsunuz. Düşünsenize teknoloji sizin elinize geçecek.<br />
Bir tohum alıyorsunuz işi bitirirsiniz. Öyle düşünmüyor. Bundaki amaç tamamen ekonomi olarak çıkıyor. Bana bağımlı kalsın. 4-5 şirket diyor ki ben patent alayım. Benim ürünüm ucuz olacak. Benim ürünüm daha çok verecek. Dolayısıyla vatandaş bu kadar biyo çeşitliğinin içinde kafası karışıyor, Türkiyede en az 15-20 çeşit salatalık yetişiyor.<br />
15 çeşit elma, portakal, mısır yetişiyor. Her birinin tadı değişik, çentiği değişik. Ucuz olacak ama; şimdiki çalışmalar çok da ucuz olacağını göstermiyor. Ayrıca, daha çok ürün dedik ama; çeşitli araştırmalar çok ürün elde etmediğini gösteriyor. Yavaş yavaş çıkacak tabi bunun etkileri. Çünkü toprağın ortamını bozuyor, toprağın ortamını bozunca yeniden dikim alanında olduğu zaman çok ürün vermeyebiliyor. Onun dışında üretme zorlukları var. Tabi bir alana diktiğin zaman bu çevreye genetiği değiştirilmiş gıdaların yayılma imkanı var .<br />
- GDOlu ürünler en çok hangi ülkede üretiliyor?<br />
- Bu iş Amerikada başlamış. Soyanın %99u, mısırın %2-3ü, kanolanın %80i, pamuğun %90ı ondan sonra hepsine geliyor. Domatesinden salatalığına kadar marulundan havucuna kadar turpundan kerevizine kadar teknolojiyi elde ettikten sonra bu zor bir şey değil.<br />
<strong>ÜLKEMİZE GELMEYE AZ KALDI</strong><br />
- Amerika mı çıkış noktası?<br />
- Evet Amerika sonra Arjantin,Brezilya,Çin, Hindistan. Romanya, Bulgaristanda bile var. Ülkemize gelmeye az kaldı yani.<br />
- Avrupada var mı?<br />
- Avrupa mümkün mertebe konservatif. Konservatif ama işte Romanyada var. İtalyanlar biraz yapıyor bildiğim kadarıyla.<br />
- GDO ürünleri Avrupa ülkeleri ithal ediyorlar mı?<br />
- Avrupa ülkerinde var çünkü daha ucuz ama; hep patentli. Zaten Avrupa ülkerinde olmazsa Türkiyenin öyle bir şeye de cesaret edeceğini de zannetmiyorum.<br />
<strong>KAR ELDE ETMEK İÇİN BASKIDAN ZİYADE ORTAM SUNUYOR</strong><br />
- GDOlu ürünlerin Türkiyeye gelmesinin ABD ve Dünya Ticaret Örgütünün baskısıyla geldiği söyleniyor buna inanıyor musunuz?<br />
- Onu bilmiyorum. Ama büyük ihtimal ,büyük şirketler bir fiyat talebinde bulunuyor. Fiyatı düşük tuttuğunuz zaman bizim ithalatçılarımız ne yapacak, burada mısır 10 TL ise 7 kuruşa elde ediyorsa burada bunu satmak için kar elde etmek için böyle bir baskıdan ziyade ortam sunuyor. Aman diyip aldırıyor. Fiyat ucuz, daha kaliteli yani gösterişi daha iyi.<br />
Ben Amerika Pitsburga gittim 7 yıl filan kaldım. Bir mısır bir mısır millet alıyor. Hakikaten kaynatınca pişirince o kadar leziz bir mısır ki dişler düzgün, çürük yok, boyu güzel, çabuk pişiyor. Artı lezzetli şeker gibi bir şey. Ne demek ki şeker kamışından elde edilmiş gen ona eklenmiş. Kapış kapış çok ucuz.<br />
İnsanlar kar peşinde, adam ticaret yapıyor. Avrupayı, Amerikayı herkes geziyor Çine gidiyor. Orada ülkemizden ucuz bir şey gördüğü zaman ne yapıyor,alıyor. Bakanlığın bunu görüp bir yönetmelik çıkarması şarttı. Ben çıkartmayın diyenlere karşıyım. Zaten giriyor. Hiç değilse bir yönetmeliği olsun. Gemi durdurulsun, bir numune alınsın insanlar bir kendini zorlasın ya ben bunu ülkeye sokar mıyım, sokamaz mıyım diye. Bunlar el altından giriyordu zaten.<br />
<strong>ARTIK GDO LU SIFIR DA OLSA ETİKETİ KOYACAK</strong><br />
- Yeni çıkan yönetmelikle bunun yapılabileceğine inanıyor musunuz?<br />
- Yapmalı. Ama; şimdi insanlar rahatladı. Bir bilim adamı komisyonu var, taraftarı muhatabı var. Bakanlık laboratuar açmak için gayret içine giriyor. Çok çeşitli yerlerde laboratuar açalım diyor.Ve artık GDOlu sıfır da olsa etiketi koyacak. Bu büyük bir gelişme, bu olmalı. İthal edersiniz etmezsiniz bilmem ama; Türkiyenin bir yönetmeliği olmalı. Bakan beye bu konuda teşekkür ediyorum. Geç bile kalınmış. Hatta yasa çıkmalı.<br />
- Kaç yıldır GDOlu ürünler üretiliyor?<br />
- Son on yıldan beri var.<br />
- Bu Türkiye içinde geçerli mi?<br />
- Bence Amerikada neyse Türkiyede de o.<br />
- On yıldır hiçbir şey yapılmaması çok enteresan. Peki Türkiye de birden gündeme gelmesi nasıl oldu?<br />
- Yönetmelikle. Yönetmelik çıkınca herkes bağırmaya başladı. Halbuki yönetmelik çıkmalı.<br />
<strong>TÜRKİYE DE HERŞEYE ŞÜPHE İLE BAKILIYOR</strong><br />
- Yönetmeliğin çıkmasını neden istemiyorlar?<br />
- Serbest bırakıyor diye. Binde dokuzdan düşükleri GDO olarak kabul etmiyor. GDOsuza GDOsuz yazamıyorsun bilim kurulu da yok.İnsanlar şüpheye düştü. Acaba bakanlık bir iş peşinde mi falan diye. Türkiyede her şeye şüpheyle bakılıyor, domuz gribi aşısı bile öyle oldu Aslında diğer aşıdan çok bir farkı yok. Ama; fısıltı gazetesi, kısırlık yapıyormuş, şu yapıyormuş bu yapıyormuş vs. bütün enfeksiyon hocaları, bütün bilim adamları,bu tür olumsuz etkileri olmadığını söylemelerine rağmen. Hakikaten Amerikadaki, Avrupadaki, Çindeki sonuçların diğer aşıdan çok bir farkı olmadığını ortaya çıkmasına rağmen kıyamet koptu.<br />
<strong>GDO LU ÜRÜNLERİ DIŞARIDAN BAKARAK ANLAYAMAYIZ</strong><br />
- GDO lu ürünleri biz anlayabilir miyiz?<br />
- Hayır anlayamayız.Ama domatesi alıyorsunuz dolapta bir türlü çürümüyor. Kabuğu daha sert, tadı daha değişik. O zaman şüphelenmeniz lazım. Ben iyi hatırlıyorum, benim çocukluk dönemimdeki domateslerin salatalıkların tadı şimdilerde yok. Çok daha lezzetli çok daha değişikti.<br />
- Popüler, lüks semtlerdeki marketlerdeki ürünler daha düzgün, cilalı gibi duruyorlar. Bunlardan şüphe duymalı mıyız?<br />
- Elbette duymalıyız. Bakın babam da hekim hep turpun,havucun çürüklerini alırım derdi.. Çünkü; böcek yiyorsa onda dışarıdan atılmış bir hormon yok derdi. Hakikaten doğru. Çünkü; öbürünü böcek yiyemiyor yediği zaman ölüyor. Çünkü içinde zehir var aslında.. Bu geni buraya koyuyoruz ama bu geni biz yiyoruz. Öbür tarafta ben tohumla gübre atıyorum, onu da yiyorsun diyor o da haklı. Onun için ben organikçiyim. Biraz pahalı olsun, az yiyelim ama; organik yiyelim. Yoksa dışarıdan bakarak anlamak mümkün değil. Ya da laboratuar imkanları kolay olacak, ondan bakacaksınız.<br />
<strong>ŞEKLİ DEĞİŞMİŞ GIDALAR ALMAYIN</strong><br />
- O zaman, böçekli ürünlerden korkmamalıyız.<br />
- Hep hastalarıma söylediğim bir şey var.Büyük meyve, sebze, kış günü yaz meyvesi, yaz günü kış sebzesi, şekli değişmiş gıdalar almayın Elmanın da çok büyüğünü değil orta büyüğünü alın.Biraz kurtta yemiş olabilir ama; sıkıntı yok. Çünkü; çok sıktığınız zaman kurt giremiyor. Veya genetiğini değiştirmişseniz zaten giremiyor, girdiği zaman ölüyor.<br />
Benim bahçem var mesela, ben ilaçlama ya da aşılama yapmıyorum elmalarım hep kurtlu ama çok lezzetli. Onu söyleyeyim.<br />
<strong>HERŞEY ZAMANINDA TÜKETİLMELİ</strong><br />
- Yaz ürünlerinin kışın tüketilmesi ya da tam tersi tüketilmesinin ne zararları var?<br />
- Her şey zamanında tüketilmeli. Çünkü; sera için onun ortamı için çok çeşitli vitaminler veriliyor. Çok çeşitli pektisitler, insektisitler ekleniyor. Dolayısıyla doğal güneş almıyor. Belki de doğal güneşi aldığı zaman ordaki denge daha iyi sağlanıyor. Ortamı sağlanmadığı zaman, suni güneş veya suni ısıtma ile yapıldığı zaman bir genetikçi olarak normal yapıda bir ürün oluşacağına inanmıyorum.<br />
Ben önermiyorum. Otizm son 10 yılda 10 kat arttı. Alerji son 15 yılda 5 kat arttı. Niye arttı, bizim genlerimiz değişmedi ki! Bizim neyimiz değişti;ortamımız değişti, biz daha çok plastik kullanıyoruz. Daha kirli su içiyoruz, daha kirli hava soluyoruz. Daha çok genetiği değiştirilmiş gıdayla, daha çok market ürünüyle muhatabız. Ben market ürünlerini çok önermiyorum. Doğal yiyeceğiz. Anne yapacak, kek bile yapsa anne yapacak. Çünkü ne yapdığını ne ortamda, ne ısıda yapıldığını bilmiyoruz.<br />
- Aynı şey dondurulmuş gıdalar için de geçerli mi?<br />
- Tabi, dondurulmuş gıdalara da karşıyım. Poşetlenmiş gıdalara da karşıyım. Doğal yiyeceksiniz, az yiyeceksiniz. Ve çok spor yapacaksınız.<br />
- GDO lu ürünlerin bizim hayatımızı nasıl etkileyeceğini isterseniz biraz konuşalım.<br />
- Bir ekonomik zararları ve karları olacak. İkincisi, çevre sağlığı ve zararları olacak. Üçüncüsü de insan sağlığına. İnsan sağlığı deyince bir kere toksit etkileri görülmüş Karşı olmalarının nedeni GDOlu ürünlerin toksit etki yaptığından dolayı. İkincisi, alerjik etkileri. ama; en önemlisi doğal dengeye etkisi. Yeni yönetmelikte şu yok. Tabi o çok güzel. Antibiyotik direnç genleri.<br />
Bu geni yeni ürüne koyduğunuz zaman ,onun stabil kalması için o bağırsaklara indiği zaman o gıda oradaki antibiyotik bakterilere geçebiliyor. Bakterilere geçtiği zaman dirençli hale geliyor. Bağırsaktaki mikrop dengesi bozuluyor. Aldığımız antibiyotiklere filan direnç gelişebiliyor. Bunlar yeni yönetmelikte kaldırılıyor. Bu gıdalar olmayacak dünyada da bu trend var zaten.<br />
Mikrobiyon dengesi.Bağırsağa giden gıdaların iyi sindirilmemesi veya ordaki hormonal denge veya genetiği değiştirilmiş organizmalarla bir takım, kanser gibi romatizma gibi diyabet gibi nörolojik, psikiyatrik hastalıklarla ilgisi bulunmuş buna mikrobiyon dengesi diyoruz.<br />
Bağırsaktaki mikrop dengesinin genetiği değiştirilmiş gıdalar tarafından bozulması önemli bir sağlık problemi olarak karşımıza çıkacak gibi. İkincisi, insan çalışması yapmak mümkün değil. Ama; hayvan çalışmalarında üç jenerasyon işte karnabahar eklenmiş, büyük domatesler, patatesler yendiğinde daha uzun ömürlü olması için domatesler, mısırlar elde edildiğinde devamlı aynı gıda farelere verildiğinde üç jenerasyon sonra bir takım böbrek hücrelerinde bozukluk, beyin hücrelerinde dejenerasyon, romatizmal durumlar gibi bir takım hastalıklar görülmüş. Ama; %100 bunu yedirdiğiniz zaman, kontrol grubunda çok daha az.<br />
Demek ki hayvanda böyle bir etkisi var. Ama; insanda tabi %1 etkili bir gıda yani %1i genetiği değiştirilmiş gıda. Bu dengeyi nasıl etkiler onu bilmiyoruz. Ama en önemli denge hücre dengesi yani gen dengesi.<br />
Geni dengeleyen çok dinamik bir sistem DNA. DNAyı tabi epigenetik faktörler dediğimiz DNAdaki diziyi bozmadan, DNAnın fonksiyonlarını değiştiren bir takım faktörler var&#8230;<br />
Dolayısıyla mümkün mertebe hele Türkiye olarak bunlara ihtiyacımız yok diyorum ben. Bir netleşsin, 10-20 yıl geçsin insanlar kullansın. Doğru bizde her zaman tektir. Amerika ya gidiyorsunuz, her dalda ilerlemiş, bizde bir dalda hep birleşmişiz. Herkes onun için çarpışıyor. Ya bırakın, dallara ayrılın.<br />
Benim fikrim doğru dediğin zaman yanılırsınız bu iş böyle. Ben iki gruba da karşıyım. Bir taraf diyor ki, ölüceğiz, biteceğiz, bırakın ilim bu ,engellemek mümkün değil ilerlesin. Öbür tarafa da diyorum, bir netleşene kadar sabırlı olun. Yani bunda net bir şey yok.insan sağlığı konusunda bir konsesyus yok<br />
<strong>PAHALI DA OLSA ORGANİK GIDADAN ŞAŞMAYALIM</strong><br />
- Son dönemlerde kısırlığın artması, hastalıkların artmasını, kanser vakalarının artmasını buna bağlayabilir miyiz?<br />
- Elimizde bir şey yok ama; bir şeyler değiştiriyor bizi. O zaman hayat şartlarına bakmamız lazım. Eskiden daha relaxtık. Kış yiyeceğimizi elde ettikten sonra, sabahtan akşama kadar yatıyor muyduk? Eskiler çalışıyordu, okuyordu, sohbet ediyordu, iletişime giriyordu. Şimdi televizyon nesli olmuşuz,istirahat ettim zannediyor insanlar oysa , 3-4 saatini televizyona harcıyor, halbuki boşa giden bir vakit.<br />
Benim evimde televizyon var ben haftada bir seyrediyorum. Radyo dinliyorum. İnternetten haberlere bakıyorum. Çünkü; hakikaten acayip bir şey, alkol gibi bir şey. Mümkün mertebe buna insanlar bir çözüm bulmalı. Bir şey öğrendiklerinden de değil, hiçbir şey öğretmiyor.<br />
Vakiti öldürüyor. Halbuki hanımıyla sohbet etse, çocuklarına kitabını açsa öğretse veya başka bir şey yapsalar çok daha aileler mutlu olurlar.<br />
- Diyelim ki GDOlu ürünleri tükettik, olumsuz etkilerinden kurtulmak için ne öneriyorsunuz?<br />
- Öyle bir şey yok. Vitamin alın dersem yanlış olur. Fazla vitaminde marifet değil.Mümkün mertebe azda pahalı olsa organik gıdadan şaşmayalım. Doymadan kalkalım çok önemli. Çok yemeyelim çünkü çok yediğimiz zaman, bağırsak dengesi bozuluyor. Ful yediğimiz zaman enzimin hazmetme gücü de azalıyor. Mümkün mertebe midenin üçte biri yemek, üçte biri su üçte biride boş kalmalı diyorum. Yani ful yememek lazım tam doyurmamak lazım, birde düzenli yemek yemek lazım.<br />
Doğal dengeyi bozmamak lazım. Doğal denge için en iyisi spor.Bol su , bol sebze, meyve. Ancak öyle doğal dengeyi, bağışıklık sistemini düzeltiriz. Ama; bu tamamen görüş yani bilimsel bir şey değil. Bilimsel olarak söylemekte mümkün değil.<br />
- Hormonlu gıdalarla, GDOlu gıdalar arasındaki fark nedir?<br />
- Aynı şey değil. Genine koyarsanız GDOlu oluyor, besinine koyarsanız hormonlu oluyor. Yani hormon eklerseniz, bir nevi hormonlu gıda oluyor. Veya onu üretirken besinine hormon veriyorsunuz, somotomedin veriyorsunuz, büyüme hormonu veriyorsunuz,hormonlu oluyor.<br />
Bakıyorsunuz beş tane keçi, bir tanesi çok büyük.O ,ya GDOlu besinle beslenmiş ya da somotomedin veya somototrop hormonu verilmiş yani kanına büyüme hormonu verilmiş veya büyüme hormonu üreten GDO oluşturulmuş, hücrenin içine konmuş o zaman kocaman oluyor. Öbüründen 15 kilo elde ederken diğerinden 50 kilo elde ediliyor.<br />
<strong>DİN DE BİLİMDEN TEZAT OLMAMALI</strong><br />
- GDO lu ürünlerin haram olduğu söylentilerine ne diyeceksiniz?<br />
- Yok, öyle bir şey söylemek mümkün değil. Onu ilahiyatçılara sormak lazım ama; benim mantığıma gelmez. Çünkü; şurada domates var, şurada salatalık var ikisini de yemek helal diyorsunuz. Bu salatalıktan geni alıp buna aktarıyorsunuz, onu yiyorsunuz. Zaten midede karışıyor. GDO ya buradaki dengeyi bozduğu için karşıyız. Midede hepsi karışıyor. Hepside sonuna kadar emiliyor. Proteinlerin %1-2 si emilmiyor ondan korkumuz var. Onlar gidip hücre döngüsünü etkileyebilir diye.<br />
- Belki de sağlığa zararlı olduğu için haram olduğunu düşünüyorlar.<br />
- Din de artık bilimden tezat olmamalı. Yani zaten tezat değil. Domuz gribine de dediler ki domuzdan elde ediliyor, bunlar hiç yakışık almıyor.<br />
- Genetik uzmanı Prof. Dr. Selim Çetiner i tanıyor musunuz? GDOlu ürünler zararlı değil, bilakis çok faydalı diyor. Yani risk analizinden geçtiği için daha faydalı diyor. Ona ne diyeceksiniz?<br />
- Evet tanıyorum. Risk analizini bir laboratuar inceliyor. Diğerlerini yapan 5 bin yıllık bir ömür, bir süreç. Onlar doğal olarak bu süreçten geçmiş. Bunun süreci çok kısa bir süre. Selim Bey, çok taraftar beraber kongrede konuşmuştuk elinde bir takım veriler de var tabi. Çok kontrollü geliyor, kontrolden geçtiği zaman bunun zararı yok ama; hücre döngüsüne etkisini bilmez. Kendisi hekim değil, ziraat mühendisi yani hekimlik konusunda bir şey söylemek çok zor. Hücreye en yakın bilim genetik doktoruyla konuşuyorsunuz. Biz bile bir şey diyemiyoruz, içimiz dışımız genetik olduğu halde.<br />
- Karşılaştığınızda birbirinizi ikna etmeye çalışıyor musunuz?<br />
- Ben ikna etmiyorum. O, öbür tarafla çarpışıyor. Ben ortadayım. Bir şey yok diyorum. Daha bilinmeyen bir şeyle neyi ikna edeceksiniz. Ya da o neyi ikna edecek. Bir şeye karşı olmak ya da olmamak elinizdeki veriyle olur. Boş boşa kendi fikrinizi açıklamanın mantığı yok.<br />
Elimizde hiçbir veri yok. Üç beş tane alerji yapmış, toksit madde oluşturmuş.Biz hep yorumla gidiyoruz, arkadaşlarımızda yorumla gidiyor. Karşı olanların bir takım gerekçeleri var. Toprağın dengesini bozuyorsun bu doğru. Karşı taraf diyor ki veya ben diyorum ki böyle bir şeye bizim ihtiyacımız yok. Biz organik gıdayı karı zararı belli olsun ondan sonra tüketelim.<br />
Bizim söylediğimiz çok mantıklı. Yarın kanser oranı daha da arttı. Ne Selim Beyi kurtarır ne başkasını kurtarır. Böyle bir şey söylemek mümkün değil henüz. Ben her şeyi tüketiyorum. Bir tek GDOyu düşünmüyorum.<br />
- GDOsu değiştirilemeyen gıdalar var mı?<br />
- Her şeye dokunmak mümkün şimdi. Bitki olarak hepsi mümkün. Hayvan olarak mümkün gibi duruyor ama; insan hücresine şu anda mümkün değil.<br />
- Yani şu üründe GDO olmaz diyemiyor musunuz?<br />
- Mümkün değil ancak; etiketine güveneceğiz. Etiketi de kontrol eden bir sisteme inanmak zorundayız. Ürünü GDOsuz diye iki katına satılabilir benim ondan korkum var.Kime güveneceğim, kim yapacak bu kontrolu.<br />
A firması yüz tane şubesine dağıttı, ben de tükettim. Ona bireysel olarak benim alıp bakmam lazım. Başka türlü olmaz.Tekrar ediyorum laboratuarlar çoğaltılmalı.<br />
<strong>OKUL ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLAR MUTLAKA AŞI OLMALI</strong><br />
- Domuz gribi aşısını öneriyor musunuz?<br />
- Domuz gribi aşısının diğer aşılardan çok bir farkı yok. 100 kişi öldü ama; geçen senede 100 kişi ölüyordu. Dünyada 500 bin kişi ölüyor ama; bu sene de 500 bin kişi ölecek. Dolayısıyla aşı olmakta zarar olduğuna ben inanmıyorum ama; risk grubu olmayanların ben olmadım diye üzülmesin diyorum. Ama risk grubu olanlar kesinlikle aşı olmalı.<br />
- Siz aynı zamanda çocuk doktorusunuz. Çocukların aşı olmasını öneriyor musunuz?<br />
- Okul çağındaki çocuklar mutlaka aşı olmalı.</p>
<p>Prof. Dr. Adnan Yüksel<br />
İstanbul Üniversitesi Cerrah Paşa Tıp Fak.<br />
Tıbbi Genetik Ana Bilim Dalı Başkanı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/gdo-hakkinda-bilmek-istedikleriniz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rose Bar İstanbula geliyor</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/rose-bar-istanbula-geliyor.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/rose-bar-istanbula-geliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Dec 2009 11:05:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=3132</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın girilmesi en zor eğlence yerlerinden Rose Bar da Türkiye&#8217;ye geliyor
Cipriani ailesi üç nesildir, aynı prestijli çizgiyi koruyor.  Onların gözle görülüp, elle tutulmayan ama açıkça hissedilen bir tarzı var. Soyut bir şeyin patentini almak zor olsa da, 78 yıldır kimse tarafından taklit edilemediler.
13 Mayıs 1931’de Giuseppe Cipriani ve Harry Pickering’in açtığı Harry’s Bar, hâlâ [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın girilmesi en zor eğlence yerlerinden Rose Bar da Türkiye&#8217;ye geliyor<span id="more-3132"></span><br />
Cipriani ailesi üç nesildir, aynı prestijli çizgiyi koruyor.  Onların gözle görülüp, elle tutulmayan ama açıkça hissedilen bir tarzı var. Soyut bir şeyin patentini almak zor olsa da, 78 yıldır kimse tarafından taklit edilemediler.<br />
13 Mayıs 1931’de Giuseppe Cipriani ve Harry Pickering’in açtığı Harry’s Bar, hâlâ dünyanın en sevilen klasiklerinden biri.<br />
1985’te Giuseppe’nin oğlu Arrigo (Harry’nin İtalyancası), New York’taki ilk restoranını Tiffany’s’in birkaç adım ötesinde açtı. Harry’s Bar, Venedik’te tek olsa da, zaman içinde Cipriani restoranları bir zincire dönüştü. Üçüncü kuşak temsilcisi Giuseppe, Cipriani Downtown gibi daha rahat mekanlarla, restoranı genç ve ‘hip’ bir kitleye açtı. Hatta restoran ‘Sex and the City’ kızlarının takıldığı bir yer olarak dizide yer aldı.<br />
Cipriani  hâlâ sadeliğin güzelliğine inanıyor. Kendilerini züppeliğin tam tersi olarak tanımlıyorlar.</p>
<p><strong>MANZARA SEVGİSİ</strong></p>
<p>Rockefeller binasının en üst katındaki Rainbow Room (Gökkuşağı Odası) Cipriani’lerin manzara sevgisinin en iyi örneği.<br />
Kartal yuvası tüm New York’u misafirlerinin ayaklarının altına seriyor. Club 55 ise, eğlence ve işi en iyi şekilde bir araya getirmek için kurulmuş bir kompleks. İçinde berberden sinema salonuna, restorandan, kütüphaneye birçok bölüm bulunuyor. Venedik’te büyükbabasının açtığı Harry’s’in mirasını, torun Giuseppe, İstanbul’da sürdürüyor.</p>
<p>Harry’s Bar Klasikleri<br />
Jambonlu Tagliatelle 23.50 $<br />
Carpacio Alla Cipriana 23.50 $<br />
Risotto 25.50 $<br />
Kaz Ciğeri 34.50 $</p>
<p><strong>Gecenin patronları NE DİYOR?</strong></p>
<p><strong>BARIŞ TANSEVER -SUNSET RESTAURANT</strong><br />
Önemli olan İstanbul’un bu restoranları taşıyıp taşıyama-yacağı. İki yıl önce, “İstanbul’un Spice Market, Zuma ve Hakkasan’ı taşıyıp taşımaya-cağını zaman gösterecek” demiştim. Spice Market kapandı, Hakkasan’ın durumu ortada. Bir tek Zuma kaldı. Bu restoranlara gidecek, gustosu zengin insan bizde yok.</p>
<p><strong>İZZET ÇAPA -ÇAPAMARKA</strong><br />
İtalya’da, New York’ta Venedik’te bu lokantalarda yemek yemek için kuyruklara girip, sonra bizim lokallerimize pahalı diyen Türklerin golü yemesinden korkuyorum.<br />
Ön yargılı olmamak lazım. Onların getireceği rekabet, değişimden yana olmayanları ürkütür. Çapamarka için böyle bir sorun yok.</p>
<p><strong>ŞEFİK ÖZTEK-LAILA’NIN ESKİ SAHİBİ</strong><br />
Ekonomik krizin etkileri ortada. Herkes ekonomisine çok dikkat ediyor. Cipriani veya milyarderler kulübüne gidecek insan sayısı ortada. Bu pasta o markayı ayakta tutar mı, bilmiyorum. Bu markaların en büyük etkisi bulunduğu binaya değer katmasıdır. Tabii, yurt dışındaki İstanbul imajını da daha değerli kılıyor.</p>
<p><strong>RIZA BÜYÜKUĞUR-DOORS GRUP’UN ORTAĞI</strong><br />
Önemli olan gelmek değil ayakta durabilmek. İstanbul hak etmesine rağmen Paris, Londra ve Milano gibi turist çekemiyor. Bu tip markalar, turist çekmekte de etkili oluyor. Ancak İstanbul’da bu  markaları yaşatmak zor. Biz bunu Zuma’da yaşıyoruz. Gümrükler yüksek, ithalat yapmak çok zor.</p>
<p><strong>MEHMET TUNA &#8211; ŞAMDAN</strong><br />
Beni Cipriani’ye Venedik’te bir arkadaşım götürdü. Hoş bir restoran, mönüsü zengin. Ancak ben gittiğim şehirde marka olmuş değil de daha yöresel restoranları tercih ediyorum. Ben Cipriani’yi daha turistik bir yer olarak görüyorum. Bu markayı tanıyan turistler için önemli. Sektöre renk katacağı muhakkak.</p>
<p><strong>CELAL ÇAPA &#8211; ŞAMDAN’IN YARATICISI</strong><br />
Uluslararası markaların İstanbul’a gelip iş yapmalari sektördeki rekabeti olumlu yönde etkiler ve kaliteyi yükseltir. Yabancı zengin turisti de çekebiliriz. Bu markaların Türkiye’ye gelmesi, İstanbul’u ve eğlence hayatını  dikkate aldıklarını gösteriyor. Bu iyi birşey.</p>
<p><strong>KAYA DEMİRER &#8211; TOPAZ  VE LİPSİ</strong><br />
İstanbul’un elitleri dediğimiz bir avuç insan mutlaka buraya gidecektir. Bu küçük pastadan onlar da payını alır. “Ben bildiğimi okurum, benim kurallarım geçerli olacak” derlerse şansları yok. Yerli müşteriye ilgi göstermeliler, o ilgiyi bulamazsa bir daha uğramaz. Onlar başarılı olursa, başka markalar da gelir.</p>
<p><strong>AHMET ÇAPA &#8211;  PARK ŞAMDAN VE DISCORUIM</strong><br />
Cipriani pahalı malzemler kullanıyor. Önemli olan o malzemeleri ithal edip edemeyeceği. Hem o malzemeyi ithal edemez hem de pahalı fiyat politikası uygularsa işi zor. Cipriani’nin geceleri bar ağırlıklı bir mekan olacağını düşünüyorum. Şov ve ambians satıyor. O şovu yakalayabilir mi bilmiyorum.</p>
<p><strong>EMRE ERGANİ &#8211; BİBER VE BLACKK</strong><br />
Dünyaca bilinen markaların İstanbul piyasasına girmesi dünya eğlence arenası için çok önemli. İstanbul eğlence sektöründeki başarılı işletmeleriyle dünya basınında ve turizm sektöründe yer alıyor. Bu markaların gelişiyle İstanbul eğlence hayatı dünya eğlence haritasına girip yerini sağlamlaştıracak.</p>
<p><strong>EROL KAYNAR &#8211; SORTIE VE SAL0MANJE</strong><br />
Dünya markası olmak bazen Türkiye’de var olmaya yetmiyor. Dikkat edilmesi gereken iki nokta var. Biri fiyat politikası, diğeri karşılama. Bizim insanımız için kapıda nasıl karşılandığı çok önemli. Bu ikisini yaparlarsa başarılı olurlar. Dilerim başarırlar, eğlence hayatımıza renk katarlar.</p>
<p><strong>SOSYETE MEMNUN</strong><br />
<strong>GÜLİN ÖNGÖR</strong><br />
Akın ile on yıl Londra’da yaşadık.Cipriani yan komşumuzdu.Bizim evimiz gibiydi. Neredeyse her gün uğrardık. İstanbul’da iş yapacağına inanıyorum. Çünkü bizim Türkler Cipriani’yi çok sever. Ne zaman gitsem üç beş Türk görürüm.</p>
<p><strong>CEYLA AYSAL</strong><br />
Yemeği, servisi çok iyi olduğu için Cipriani’ye gidiyoruz. Burada başarılı olabilmesi için fiyat politikasını Türkiye şartlarına göre belirlemeli. İkincisi bizler gittiğimiz yerde birbirimizi görmek istiyoruz. Dekorasyonu yaparken bunu göz önünde tutarlarsa başarılı olurlar.</p>
<p><strong>HEVES EKİNCİ</strong><br />
Cipriani benim sevdiğim bir restoran. New York’ta da sık giderim. Yemekleri, ambiansı çok güzel. Tabii ki buradakine de gideceğiz.Önemli olan oradaki tadı almak,ambiansı yakalamak.Öyle olursa seve seve gitmeye devam ederiz. Değilse sırf adı Cipriani diye asla gitmem.</p>
<p><strong>AHU TUĞBAY</strong><br />
Cipriani çok sevdiğim bir restoran. Açılacağına sevindim. Amerika, İtalya ve İngiltere’de en sevdiğim, en çok gittiğim yer. Özellikle Londra’dakine bayılıyorum. Londra’daki havayı yakalayabilirlerse müthiş olur. Bir an önce açılsın da gidelim.</p>
<p><strong>GURMELER KUŞKULU</strong></p>
<p><strong>VEDAT MİLOR</strong><br />
Venedik’teki Harry’s Bar bir klasiktir ama Cipriani artık çok önemli bir lokanta değil. Eskiden iki Michelin yıldızları vardı, ikisini de kaybettiler. Her şeyin bir modası var, onlarınki de geçti. Yemekleri daha iyi lokantalar var. Cipriani’ye artık daha çok turistler gidiyor. Harry’s Bar çok pahalı. Fiyat karşılığında aynı kalitede yemek alamıyorsunuz. Ama oraya gitmek artık bir geleneği yerine getirmek. gibi. Yemek için bir numaralı tercih değil.</p>
<p><strong>AHMET ÖRS</strong><br />
Cipriani’lerin üç mekanında yemek yedim. Bunları iyiden kötüye değerlendirebilirim. Bence en iyisi Venedik’in hemen civarındaki küçük adalardan Torcello’daki Locanda Cipriani’dir. İkinci olarak Venedik’teki Harry’s Bar’ı söyleyebilirim. Öyle kazık bir yer ki. Üçüncüsü ve bence en kötüsü New York’taki Cipriani’nin İstanbul ayağının o kadar iyi olabileceğini sanmıyorum.</p>
<p><strong>CARLO BERNARDİNİ</strong><br />
Bence İstanbul yemek kültürü için Cipriani’ler önemli bir adım atıyor. İstanbul’da Harry’s Bar’a gitmek için can atan birçok Cipriani hayranı müşteri var. Diğer yandan örneğin Paper Moon’un başarısı her şeyden bağımsız bir yer olmasıdır. Ancak bir otelin içinde özel bir mekan açmak, işin biraz riskli tarafı. İkinci olarak, New York’ta ve Venedik’te tüm ürünler bulunabiliyor, bunu İstanbul için de hayal edebiliriz ama bu sadece hayal.</p>
<p><strong>MEHMET YALÇIN</strong><br />
Şimdiye dek sadece New York’ta Rockefeller Center gökdeleninin en üst katındaki Cipriani Restaurant’ta yemek yedim. Doğrusu servis, yemek ve şaraplarda hayal kırıklığına uğradım. Yemekler pek lezzetli değildi, sıradandı. En yadırgadığım konu ise şaraptaki laubalilikti. Cipriani bende ‘isminin rantını yiyen’ bir restoran izlenimi uyandırdı. Paper Moon olmaya çalışacaktır.</p>
<p>Milliyet Cadde</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/rose-bar-istanbula-geliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Domuz gribine karşı çözüm</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/domuz-gribine-karsi-cozum.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/domuz-gribine-karsi-cozum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 11:26:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=3007</guid>
		<description><![CDATA[Domuz gribi ve mevsimsel gribe karşı bol meyve tüketilmesini isteyen uzmanlar, Kurban Bayramı&#8217;nda da tatlı yerine meyve ikram edilmesini tavsiye ediyor.
Domuz gribi ve mevsimsel gribin soğuk havaların da etkisiyle her geçen gün biraz daha etkisini göstermesine karşı uzmanlar bol ve çeşitli meyve tüketilmesini öneriyor.
Kurban Bayramı dolayısı ile şeker ve şekerli gıdaların yanında et tüketiminin de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Domuz gribi ve mevsimsel gribe karşı bol meyve tüketilmesini isteyen uzmanlar, Kurban Bayramı&#8217;nda da tatlı yerine meyve ikram edilmesini tavsiye ediyor.<span id="more-3007"></span><br />
Domuz gribi ve mevsimsel gribin soğuk havaların da etkisiyle her geçen gün biraz daha etkisini göstermesine karşı uzmanlar bol ve çeşitli meyve tüketilmesini öneriyor.</p>
<p>Kurban Bayramı dolayısı ile şeker ve şekerli gıdaların yanında et tüketiminin de arttığını dile getiren uzmanlar, özellikle şişmanlık, yüksek tansiyon, kalp-damar, mide ve şeker hastalığı olanların daha dikkatli davranması gerektiğini ifade ediyor.</p>
<p>Bayramlarda özellikle tatlının çokça tüketilmemesini isteyen yetkililer, bunun yerine meyve ikram edilmesinin daha sağlıklı olacağını belirtiyor. Grip salgınına karşı en etkili korunmanın bol ve farklı renkteki meyvelerin tüketimi olduğunun üzerinde duran uzman doktorlar, sabah kahvaltısında da olmak üzere her öğünde meyve tüketilmesine özen gösterilmesi tavsiyesinde bulunuyor. Günlük en az 5 porsiyon meyve yenmesinin sağlık açısından önemine dikkat çeken yetkililer, kış aylarında bolca bulunan mandalina, portakal, elma, greyfurt tercih edilebileceğini belirtiyor.</p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;ndaki beslenme, gıda tüketimi ve grip salgını konusunda uyarılarda bulunan Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Fazlı Erdoğan, küresel grip salgını, soğuk algınlığı ve enfeksiyon hastalıklarının görülme sıklığında artışlar yaşandığını dile getirdi. Erdoğan, bu hastalıklardan korunmak için aşılanma, kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için dengeli ve yeterli beslenmenin önemini vurguladı. Domuz gribi ve mevsimsel gribin yayılması konusunda da uyarılarda bulunan Erdoğan, Kurban Bayramı&#8217;nda özellikle yakın temaslardan kaçınılması gerektiğinin altını çizdi. Bol et tüketiminden de kaçınılması gerektiğine dikkat çeken Erdoğan, bunların gıda zehirlenmelerine ve acil vaka artışlarına neden olabileceğine vurgu yaptı.</p>
<p>Kurban Bayramı&#8217;nda tatlı tüketimine de dikkat edilmesi gerektiğini belirten Erdoğan, &#8220;Bayram kutlamalarında tatlı önemli bir gelenek. Fakat bazen geleneklerimizden taviz vermemiz gerekir. Özellikle kış aylarında artış gösteren mevsimsel grip ve dünyayı etkisi altına alan domuz gribine karşı çeşitli sebze ve meyve tüketimi çok önemli. Bence bayramda tatlının yerini artık insan sağlığı açısından önemli olan meyvelerin alması gerekir.&#8221; şeklinde konuştu.</p>
<p>(CİHAN)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/domuz-gribine-karsi-cozum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mutlu olmak için bunları yiyin</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/mutlu-olmak-icin-bunlari-yiyin.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/mutlu-olmak-icin-bunlari-yiyin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Nov 2009 11:21:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim Öğretim]]></category>
		<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=3004</guid>
		<description><![CDATA[Karamsar mısınız, bir şeylerin yolunda gitmediğini mi düşünüyorsunuz; açıkçası mutsuz musunuz? O zaman gelin böyle! Yiyecekler, insanların yaşamını devam ettirmesi için yaratılmış nimetlerdir.
Ancak yiyecekler, sadece vücudumuzu değil, ruhumuzu da besler. Yaşadığınız hayal kırıklığı, kaygı, bunalım, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz etkileniyor. Ama öyle yiyecekler var ki insanı mutlu ediyor, huzur veriyor. Çikolata [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karamsar mısınız, bir şeylerin yolunda gitmediğini mi düşünüyorsunuz; açıkçası mutsuz musunuz? O zaman gelin böyle! Yiyecekler, insanların yaşamını devam ettirmesi için yaratılmış nimetlerdir.<span id="more-3004"></span><br />
Ancak yiyecekler, sadece vücudumuzu değil, ruhumuzu da besler. Yaşadığınız hayal kırıklığı, kaygı, bunalım, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz etkileniyor. Ama öyle yiyecekler var ki insanı mutlu ediyor, huzur veriyor. Çikolata mesela. Kalorili olmasına rağmen ruh sağlığına iyi geliyor. Günde küçük bir bitter çikolatayla mutlu olmak mümkün. Yağsız kırmızı et, kırmızı biber ve mısır ekmeği de mutluluk hormonunu harekete geçiriyor. İşte size mutlu olmak için yiyebileceğiniz gıdalar&#8230;</p>
<p>Hayatta kalmak için yiyeceklere ihtiyacımız var. Ancak yiyecekler sadece vücudumuzu değil, ruhumuzu da etkiliyor. Yaşadığınız hayal kırıklığı, kaygı, bunalım, aşırı öfke, çekingenlik gibi durumlarda iştahınız da olumsuz olarak etkileniyor. Howstuffworks.com isimli sitede yer alan habere göre, mutluluk ve huzur veren yiyeceklerin insan psikolojisine büyük yararı var.</p>
<p>Çikolata: Çikolata kalorili olmasına rağmen, ruhsal durumunuzu düzenlemeye yardımcı sayısız faydalı besin içeriyor. Çikolataya tadını veren şeker, serotonin seviyenizi artırmaya yardım ederken, yağ içeriği moralinizi yükseltecek endorfin salgılıyor. Kafeinin harekete geçirici etkisi ve yüksek antioksidan seviyesiyle çikolata ruh durumunu olumlu etkiliyor. Günde sadece 1-2 parça bitter çikolata yemelisiniz. Bitter çikolata, sütlü çikolatadan daha fazla kalp dostudur.</p>
<p>Sebzelerle ve patatesle et: Yağsız kırmızı et mükemmel bir triptofan ve protein kaynağıdır. Bunların ikisi de ruh haliniz için önemlidir. Fırına koymadan önce etin fazla yağını keserek ayırın ya da düşük ısıda pişirin. Domateslerle birlikte, birkaç serotonin yükseltici patates ve biraz vitaminli sebzeyle ağzınıza layık, doyurucu bir yemek hazırlayabilirsiniz.</p>
<p>Yer elması suflesi: Yer elması da serotonin üretimini artırıyor. İnsülin düzenlenmesinden sorumlu karotenoid (karotenli maddeler) içeren yer elması, şeker hastaları için oldukça yararlı. Yer elması ayrıca ruhsal sıkıntıyı azaltan, enerji seviyesini artıran ve tansiyonu düşüren potasyum maddesi içeriyor.</p>
<p>Kırmızıbiber ve mısır ekmeği: Yağsız et, yüksek oranda B6 vitamini ile triptofan içeriyor. Kırmızıbiberi ayrıca hindiyle de yiyebilirsiniz. Bunun yanında kuru fasulyenin tüm çeşitlerinin yanında kırmızıbiber iyi gider. Fasulye selenyum sindirimi ve magnezyum seviyesinin artırılması için süper bir yiyecektir. Magnezyum eksikliğinin depresyonla bağlantısı bulunuyor. Bu yemekleri tamamlayan ise mısır ekmeğidir. Gluten içeren ekmeğin endorfin üretimini harekete geçirdiği biliniyor.</p>
<p>Muz dilimleri: Dondurma ve muz olarak iki temel bileşen, B vitaminleri bakımından zengindir. B vitaminleri de etkili bir depresyon engelleyicisidir. Muz aynı zamanda yüksek oranda triptofan içeriyor. Bu aminoasit, vücuda niasin üretiminde yardım ediyor. Niasin serotonin sentezi içeriyor. Muz dilimli dondurma şeker ve yağ içeriği eklenince en büyük suçludur. Ancak, light ya da yağı azaltılmış ve az şekerli dondurmayla bunu dengeleyebilirsiniz.</p>
<p>Patates püresi ve hindi: Patates serotonin üretimini artırıyor. Karmaşık karbonhidratlar stresli zamanlarda sakinleşmeye yardım eder. Hindide depresyonu engelleyen ve iyi duygular hissetmenize yardımcı olan birçok besin bulunuyor. Çünkü hindi insanın uykusunu getiriyor. Daha fazla enerji sağlaması için hindiyi demir zengini ıspanakla ya da diğer yeşil yapraklı sebzelerle birlikte tüketebilirsiniz.</p>
<p>Spagetti ve köfteler: Yüksek oranda folik asit bulunan tam buğdaylı makarna, serotonin seviyesini artırmaya yardımcıdır. Köfteler ya da yağsız etle hazırlanan soslar ise büyük bir protein kaynağıdır. Bunun yanında ıspanak, brokoli ya da yeşil bir salata sunabilirsiniz. Bunların hepsi de insan psikolojisine iyi gelen gıdalardır.</p>
<p>Yağda pişmiş yumurta ve yulaf unu: Çalışmalar, sağlıklı ve dengeli bir kahvaltının tüm gün iyi bir ruh hali, artan enerji ve gelişmiş zeka becerisi sağladığını gösteriyor. Süt ürünlerinde bulunan B vitaminlerini düşünün. Yumurta, içerdiği önemli maddelerle hüküm sürüyor. Yulaf ununda bulunan folik asit güç verir, çünkü dopamin üretiyor. Tam buğdaylı tost ya da top kekler yüksek miktardaki folat içeriğiyle yiyebileceğiniz diğer tahıl seçeneğidir.</p>
<p>Somon balığı ve kahverengi pirinç: Uzmanlar, sayısız vitamin ve mineral kaynağı somon balığını çok faydalı görüyor. Bu nedenle haftada en az 2 ya da 3 porsiyon somon ya da diğer balıklardan yenmesini öneriyorlar. Bilim adamları, omega 3&#8242;lerin, ruh durumunu düzenleyen beyin sinyallerini yönetmekle sorumlu olduğunu söylüyor. Fakat, omega 3 yağ asitleri, vücut tarafından üretilemiyor. Bunu balık, yumurta ve morina balığının karaciğer yağından alabiliyoruz. Kahverengi pirinç, somon balığıyla servis edilen en iyi yiyecektir. Çünkü, bol miktarda selenyum içeriyor. Selenyum eksikliği, ruhsal durumu olumsuz etkiliyor.</p>
<p>Makarna ve peynir: Süt ve peynir, yüksek miktarda beyni etkileyen B vitamini içeriyor. Araştırmalar, B2, B6 ve B1 vitaminlerinin normal seviyesinin iyi bir ruhsal durum sağladığını gösteriyor. Makarnadaki karbonhidrat, serotonin ve endorfin seyivesini artırıyor. Uzmanlar, hamur işlerinden çoklu tahıl çeşitlerine kadar karbonhidratlı gıdaların ölçülü olarak tüketilmesini öneriyor.</p>
<p>ZAMAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/mutlu-olmak-icin-bunlari-yiyin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstanbul&#8217;un Yemek Kültürü</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/istanbulun-yemek-kulturu.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/istanbulun-yemek-kulturu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 14:56:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=948</guid>
		<description><![CDATA[New York Times, okurlarına yemek için dünyadaki en iyi adresin İstanbul olduğunu söylediAğzının tadını bilen İstanbul&#8217;a davetli
ABD&#8217;nin saygın gazetelerinden New York Times, okurlarına, 2008 yılında  İstanbul&#8217;a mutlaka gitmelerini ve leziz Türk yemeklerini tatmalarını önerdi.
Gazetenin hafta sonu yayımlanan gezi ekinde, 2008 yıl? ?nda mutlaka  gidilmesi gerekli yerler sıralamasında, İstanbul özellikle midesine dü? ?kün  [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="size-full wp-image-950    alignleft" title="10_12_07_17_00_551" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/10_12_07_17_00_551.jpg" alt="" width="250" height="190" />New York Times, okurlarına yemek için dünyadaki en iyi adresin İstanbul olduğunu söyledi<span id="more-948"></span><strong>Ağzının tadını bilen İstanbul&#8217;a davetli</strong><!--more--><br />
ABD&#8217;nin saygın gazetelerinden New York Times, okurlarına, 2008 yılında  İstanbul&#8217;a mutlaka gitmelerini ve leziz Türk yemeklerini tatmalarını önerdi.<br />
Gazetenin hafta sonu yayımlanan gezi ekinde, 2008 yıl? ?nda mutlaka  gidilmesi gerekli yerler sıralamasında, İstanbul özellikle midesine dü? ?kün  Amerikalıların dünyada gitmesi gereken ilk şehir olarak gö sterildi.</p>
<p>Ekin, İstanbul&#8217;a ayrılan ve &#8220;Kültürler Yemek Masasında Buluş uyor&#8221;  başlığıyla yayımlanan yazısında, İstanbul&#8217;daki modern ve geleneksel  restoranların sunduğu zengin yemek kültürünün nasıl hem uluslararası, hem yerel,  hem ileri görüşlü, hem de son derece köklü olduğundan söz ediliyor. İstanbul&#8217;da  uluslararası restoranların da şube açtıkları belirtilen yazıda, İstanbulluların  artık daha fazla organik yiyeceklere yöneldikleri de vurgulanıyor.</p>
<p>Gezi  ekinde, 2008 yılında mutlaka gidilmesi gereken yer arasında Laos, Lizbon ve  Tunus ilk üç sırayı paylaşırken, 10. sırada Libya, 17. sırada İran ve son sırada  New York yer aldı.</p>
<p>Gazete, ayrı bir sıralama da yaparak, okurlarını 2008  yılında &#8220;yemek yemeye&#8221; İstanbul&#8217;a, &#8220;macera yaşamaya&#8221; Grö nland&#8217;e, &#8220;hesaplı  tatile&#8221; Arjantin&#8217;e, &#8220;aile olarak dünyayı tanımaya&#8221; Afrika&#8217;ya, &#8220;lüks tatile&#8221;  Moskova&#8217;ya, &#8220;parti yapmaya&#8221; Dubai&#8217;ye, &#8220;kültür tatiline&#8221; Berlin&#8217;e davet ederken,  yazıda Kazakistan&#8217;ın ise gidilmesi gereken yerler arasına yeni katılan bir ülke  olduğu ifade edildi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/istanbulun-yemek-kulturu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bab-ı Hayat Osmanlı Mutfağı</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/bab-i-hayat-osmanli-mutfagi.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/bab-i-hayat-osmanli-mutfagi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 14:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>yavuz</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=944</guid>
		<description><![CDATA[Yeni cami Cad. N:39/47 Mısır Çarşısı Haseki Kapısı
Eminönü İstanbul
Tel : 0212 5207878
Baharat Kokularının arasından gelen lezzet “Bab-ı Hayat” 
Bab-ı Hayat Mısır Çarşısının enfes baharat kokularıyla soluyarak ulaştığınız bir mekân. İçeri girdiğiniz andan itibaren tarih ve sanatı içinize çekiyorsunuz burada. İçeri ilk girdiğinizde sizi Altın yol Osmanlı armasıyla selamlıyor. Hemen yanında Ocaklı Sofa’yı görüyorsunuz Rumi Motifler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;"><a href="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/babi1.jpg"><img class="size-medium wp-image-945 alignleft" title="babi1" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/babi1.jpg" alt="" width="160" height="110" /></a>Yeni cami Cad. N:39/47 Mısır Çarşısı Haseki Kapısı<br />
Eminönü İstanbul<br />
Tel : 0212 5207878<span id="more-944"></span><br />
Baharat Kokularının arasından gelen lezzet “Bab-ı Hayat” <a href="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/babiiftar.jpg"><img class="size-medium wp-image-946    alignright" title="babiiftar" src="http://www.buraistanbul.com/wp-content/uploads/babiiftar.jpg" alt="" width="160" height="110" /></a></p>
<p style="text-align: left;">Bab-ı Hayat Mısır Çarşısının enfes baharat kokularıyla soluyarak ulaştığınız bir mekân. İçeri girdiğiniz andan itibaren tarih ve sanatı içinize çekiyorsunuz burada. İçeri ilk girdiğinizde sizi Altın yol Osmanlı armasıyla selamlıyor. Hemen yanında Ocaklı Sofa’yı görüyorsunuz Rumi Motifler altında muhteşem bir atmosfer. Burada VIP hizmet alabiliyor olmanızın yanı sıra her türlü toplantı ve organizasyonunuzda kullanabiliyorsunuz. Kubbealtı’na geldiğinizde rengârenk çarpıcı işlemelerle karşılaşıyorsunuz. Burada otururken kendinizi Topkapı Sarayında Sultan Muradın odasında gibi hissetmeniz içten bile değil. Kubbealtı’ndaki tüm işlemeler Sultan Muradın odasıyla birebir tasarlanmış. Ve en son yolculuk Çifte Kasırlara bu odada da sizi çintemani süslemeleri ve altın varak İstanbul işlemelerinin yanında çiniden yapılmış İstanbul gravürleri selamlıyor. Sanat ve tarihle buluşan bu 4 oda toplamda 150 kişiye hizmet veriyor.</p>
<p style="text-align: left;">Dekorasyon ve tatlarıyla bütünleyen mekânın sahibi ise Metin ÖZTÜTÜNCÜ, 1978 yılından beri Haseki kapısında fast food olarak hizmet veren Öztütncü 2007 yılından itibaren Bab-ı Hayat yılından itibaren Bab-ı Hayat la restaurant müşterilerine de hizmet vermeye başlamış. Haseki Kapısındaki Fast Food’un içinden ulaştığınız bu mekân 2 senedir Osmanlı Mutfağı hayranlarına hizmet veriyor. Osmanlı tatlarını birebir müşterilerine sunuyor. Özellikle turistlerin hayran kaldığı bu mekân pek çok yabancı gazete ve dergiye de haber olmuş. Bab-ı Hayat restaurant dışında mimari yapısı ve dekorasyonuyla bir nevi kültür elçiliği de yapıyor turistlere.</p>
<p style="text-align: left;">Osmanlı Mutfağının yanı sıra Türk mutfağından da lezzetler sunan mekân öğle saatlerinde açık büfe ev yemekleri de yapıyor. Musiki müzik eşliğinde tarih kokan sanat kokan bir yemek istiyorsanız kesinlikle Bab-ı Hayat’ı tercih etmelisiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/bab-i-hayat-osmanli-mutfagi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Palmina Restaurant &amp; Cafe</title>
		<link>http://www.buraistanbul.com/palmina-restaurant-cafe.html</link>
		<comments>http://www.buraistanbul.com/palmina-restaurant-cafe.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 17 Oct 2008 12:32:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Yeme İçme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.buraistanbul.com/?p=107</guid>
		<description><![CDATA[  PROFESYONEL AĞIRLAMA GRUBU ile 2008 Kış sezonunu açan mutlu bir restaurant….

 Anadolu Yakasının Sevgili Sakinleri, Kozyatağı Severler;
* Sabah kahvaltısı
* Öğle arası
* 5 çayı
* Dostlarla kahve molası
* Akşam yemeği
* Gece yarısından önce 2 kadeh… 
tüm lezzetli keyifler için Palmina’nın hafızanıza yerleşmesini diliyoruz. 
Palmina;
•	Günlük menüleri, alacarte restaurantı kadar hafif Türk yemeklerini sunan mutfağı
•	Aperatif isteğini cevaplayan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://www.bigglook.com/biggmenu/images/restoranlar/palmina2.JPG" alt="" hspace="5" align="left" /> <span style="font-size: x-small; font-family: arial;"> PROFESYONEL AĞIRLAMA GRUBU ile 2008 Kış sezonunu açan mutlu bir restaurant….</span><br />
<span id="more-107"></span><br />
<img src="http://www.bigglook.com/biggmenu/images/restoranlar/palmina1.JPG" alt="" hspace="5" align="right" /> <span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Anadolu Yakasının Sevgili Sakinleri, Kozyatağı Severler;</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">* Sabah kahvaltısı<br />
* Öğle arası<br />
* 5 çayı<br />
* Dostlarla kahve molası<br />
* Akşam yemeği<br />
* Gece yarısından önce 2 kadeh… </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">tüm lezzetli keyifler için Palmina’nın hafızanıza yerleşmesini diliyoruz. </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Palmina;<br />
•	Günlük menüleri, alacarte restaurantı kadar hafif Türk yemeklerini sunan mutfağı<br />
•	Aperatif isteğini cevaplayan pastane ürünleri<br />
•	Her tercihi cevaplayan alkollü-alkolsüz  içecek seçenekleri<br />
•	Geniş mekanı, deneyimli mutfak ekibi ve profesyonel servis kadrosu ile bütünleştiren</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">PROFESYONEL AĞIRLAMA GRUBU ile 2008 Kış sezonunu açan mutlu bir restaurant….</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Mutlu Restaurant Palmina;</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Günün her saatinde hızla Sizi mutlu edecek formlara bürünebiliyor. </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">-	Kahvaltıda, 5 çayında ofisinize servis yaparken,<br />
-	Öğle yemeklerinde iş arkadaşlarınız yiyebileceğiniz pratik ve de “ekonomik” menüler hazırlıyor,<br />
-	Akşamları iş yemekleri ya da aile ziyafetleri için “hem özel / hem şık hem ekonomik” ağırlamalar yaparken<br />
-	Dost sohbetleri için ister kahveli ister şaraplı “sohbetli dinlenmeler ortamı” sunuyor Sizlere…<br />
Siz evdeyken de mutlu olun diye saat 22.00’a kadar “evinize/ofisinize paket servis” imkanı hep hazırda…</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;"> </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Kartı / Otoparkı tam Size göre…<br />
Sodexho, Ticket, Setcard, Multinet ve  tüm kredi kartları geçen Palmina’da 50 araçlı otoparkı ile size rahatlık sağlıyor! </span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Özel Gün Toplantılar İçin Biçilmiş Kaftan<br />
Farklı müzik akşamları sunan mini orkestrasının canlı performansı ile Cuma Cumartesi, tüm özel günlerde; “grup toplantılarında, şirket yemeklerinde, dernek ve vakıf toplantılarında, veda yemekleri, doğum günü, düğün, nişan kutlamalarında “Palmina Profesyonel Ağırlama Grubu” Size özenli hizmet sunmak için çalışıyor.</span></p>
<p><span style="font-size: x-small; font-family: arial;">Sizi ve sevdiklerinizi Palmina’da görmek, sık sık görmek dileğiyle her türlü sorunuzu cevaplamak üzere<br />
Bekliyoruz. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.buraistanbul.com/palmina-restaurant-cafe.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
