
Kendi halkıyla kavga eden bir sistem, bu co?rafyada en çok kimin i?ine geliyorsa hadiselerde onun parmaşını da aramak lazım.
Zaman ve şartlar ve dahi yağanmakta olan olaylar, ?u açılım denilen ?eyin ne kadar mübrem bir ihtiyaç haline geldiği bir kere daha gösterdi.
Anlaşılıyor ki, birileri sistemin ‘insanileİmesini’ istemiyor. Eski usul devam etsin diye nerede ise memleketi ateşe verecekler. Demek ki hükümetin yapmak istediği, en azından niyeti bakımından mühim ki, sistemden beslenenleri rahatsız etmeye başladı. Memleketi yangın yerine çevirdiler. Bilmiyorum akl?selim sahibi Kürtler, sistemin varlığını sürdürmek için Kürtleri nasıl kullandığının farkındalar mış
Bakın açılımı en çok Kürt çocuklar üzerinden baltalıyorlar. Oysa açılıma karşı çıkanlar, o çocukların heder olmasını ön görmü? bir sistemin devamını istiyorlar
Tabii sistemin devamını isteyenlerin sadece laikçi kesimler ve Ergenekoncular olduğunu söylemek ahmaklık olur. Hem belli bir kesim cidden devletin bekası konusunda endi?elendiği için açılma karşı duruyor.
Kendi halkıyla kavga eden bir sistem, bu co?rafyada en çok kimin i?ine geliyorsa hadiselerde onun parmaşını da aramak lazım. Siyonist dünya teşkilatının, arz-? mevut sınırları içine saydığı güneydoğu bölgesinin istikrarsızlığıiçin yapmayacaşı iş yoktur. Tabii Ortadoğu’nun arka bahçeleri olmasını isteyen ülkeleri de unutmamak gerekir. Ergenekoncular, olsa olsa onların yerleşik uzantılarıdır. Fakat kendilerini ‘ulusalcı’ sanıyorlar. Ben yine de Kürt çocuklarını öyle küstahça k??kırtıp sokaklara itenlerin Ergenekonculardan ziyade, yabancılar olduğuna inanıyorum. Çünkü gösterilerin içine sık??tırılmış niyet açık: Toplumsal çatışma! Türk-Kürt çatışması, pratikte en çok kimin i?ine gelir onlara bakmak gerekir.
?unu da bir not olarak tespit etmeliyim: Horoz dövü?ü gibi birbirini didikleyen siyasetçilerin ?u noktalara hiç bakmamaları, olup bitenlerden birbirini sorumlu tutmaları çok ilginç… Kimse akıl edemiyor mu ki, birileri bizi birbirimize dü?ürüyor. Bu kadar provokasyona ra?men bir ajan provokatörün yakalanmaması size tuhaf gelmiyor muş
YANLI?LAR YANILGILAR
Kürt milliyetçiler, TC’nin, bir takım ‘Türkçü’ siyasetçilerin dayatmalarıyla kurulmu?, gayrı Türk unsurları da zorla Türkle?tirmeyi gaye edinmiş bir ‘milli devlet’ sanıyorlar ve birinci dünya harbini ve istiklal savaşını birlikte yaptıkları Türk milleti tarafından ihanete u?radıklarını zannediyorlar. Yanılıyorlar. Çünkü TC, Türk milletinin projesi değildir. Evet, Milli Mücadele, milletin mücadelesidir. En azından Lozan Barış Antla?ması’nın ikinci faslına kadar. Ama sonra proje ta temelden Haim Naom gibi dessasların da marifetleriyle- değişmiştir. O dessas herif devreye girinceye kadar hiç kimse imparatorluk bakiyesinden bir ulus devlet çıkacağını beklemiyordu. Milli mücadeleyi yapanlar da dahil!
Nitekim, onlar halifeyi ve vatanı kurtaracaklarını sanıyorlardı!
Türk milliyetçileri ise, kurgulanmış bir tarihin telkinleriyle, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, gerçekten homojen bir Türk kavmi yaratmak için yola çıktıklarını ve bu yüzden ‘ulusçu bir devlet’ inşa ettiklerini zannediyorlar.
Her ikisi de yanılıyor. Her iki tarafın da doğruları varzır ama yanl??ları daha çok. Çünkü TC, (Bendeki TC imaj?, içinden din çıkarılmış ve Türklere aitmiş gibi gösterilen mürtet bir anlay??? ve dünya görü?ünün sembolüdür.) kurgulanmış bir sistemdir. Dindar, Allah yolunda cihadı kendi davası edinmiş bir kavmi, dinden so?utmak ve onu aslî görevinden; yani yeryüzünde şeytani yapılanmaları bertaraf etmek vazifesinden uzaklaştırmak için kurgulanmış bir yapı!
‘Manası alınmış’, kuru maddesi kalmış bir ‘Türk’ kavramı üzerine inşa edilmiş TC’nin hatalarını, Müslüman Türk halkına mal etmek ne kadar yanl?? ise, rejimin yerleştirilmesi çabas?yla, Kürtlerin ötekile?tirildiği gerçe?ini görmezlikten gelmek de o kadar yanl??tır.
Esasında Türk milliyetçilerinin, TC’yi, milliyetçi çabaların bir eseri görmeleri yanl??tır. Çünkü TC, Türk milletinin ihtiyaç, anlay?? ve yaklaşımlarını benimseyerek değil, onun inancını dı?layan, kültürünü ağaşılayan ve hatta medeniyetten yoksun sayan bizi muas?r medeni milletler seviyesine getirmek istedilerdi ya- bir anlay??tan do?muştur.
T?pkı SSCB ve Çin gibi, TC de, var olan kültürü, izanı , anlay???, ruhu yok ederek, yerine tanrı ve din ile ilgisi bulunmayan bir pagan kültür yaratma çabasının eseridir. ?nkâr-? ulûhiyet üzerine inşa edilmiştir. Acı olan da, bazı Türklerin, onu Türk milliyetçili?inin bir başarısı zannetmeleridir. Oysa biraz tarih bilseler, görecekler ki, bu ça?ın en büyük Türkçüsü olan Nihal Atsız, birçok din âliminin çektiklerinden daha fazla çekmiştir bu rejimden.
Rejim Türkçü veya milliyetçi olsaydı bunu yapar mıydış Zaten bu tür şeyleri anlamakta ciddi sıkıntı çekiyorum. Alevilerin Atatürkçü ve CHP’li olmaları, Kürtlerin de Kemalist bir yapılanma olduğu gün gibi a?ikâr olmuş DTP’yi ‘hak’ bilmeleri tuhaf bir paradoks.
TC’nin, tıpkı komünist sscb gibi, halkına ra?men yaratılmış despot ve tanrısız bir devlet düzeni olduğu gerçe?i bilinmedikçe, bugün yağanmakta olanlar anlaşılamaz. Nitekim Türkçüler, Kürtler için ‘bunların nesi var, hangi haktan mahrumlar ki baş kalzırıyorlar. Aslında bunlar hain” diyor, Kürtçüler de, ‘tc’ adına yapılmış tüm zulüm ve hataları Türk milletin marifeti ve müsaadesiyle yapılmış sanıyorlar.
?LK TE?H?S BED?UZZAMAN’DAN
Oysa Bediuzzaman ta i?in başında rejimin tabiatını tespit etmiş ve haber vermiştir ki, bu rejim Türkçülü?ü İslam’ın bazı meselelerine karşı kullanacak: “Garibdir hem çok garibdir. Yediyüz sene müddetinde ?slâmiyet’in ve Kur’an’ın elinde ?eref-?iar, bârika-asa bir elmas kılınç olan Türk milletini ve Türkçülü?ü, muvakkaten ?slâmiyet’in bir kısım ?eairine karşı istimal etme?e (kullanmağa) çalığır. Fakat muvaffak olmaz, geri çekilir. “Kahraman ordu, dizginini onun elinden kurtarıyor” diye rivayetlerden anlaşılıyor.” diyor. Buna ra?men Kürtçüler, TC’nin i?lediği ?enaati, Müslüman Türk halkının marifeti olarak gösteriyorlar.
Hay?r öyle değil. TC, bir inkâr-? ulûhiyet projesidir. Tanrı kavramını, ‘vicdan’ denilen karanlık odaya hapsedip, insanı dünyevile?tiren, ilahsızla?tıran bir süfyanist yapılanmadır. Komünist düzenden daha tehlikeli ve acımasız. Çünkü temellerini ‘inkâr’ kavramı üzerine inşa etmiştir. Muannit bir mürtet gibi, uyanık, müteyakkız ve suret-i haktan görünmü?tür. O yüzden yeryüzünde inkâr-? ulûhiyet fikrini esas alarak kurulmuş tüm düzenler kendisini tasfiye etmiş olmasına ra?men, TC hala direniyor. Yani bugün, rejiminin tabiatı bakımından ‘münkir’ olan yegâne devlet bizimkisi… Hakiki anlamda laik olsa ona münkir denmez. Bu devletin bir diyanet teşkilatının bulunuyor olması sizi yanıltmasın. 1950’li yıllardan itibaren isteyerek istemeyerek bazı alanlarda geri adım atmış olması da sizi aldatmasın. Onun tabiatı münkir ve cebirdir. Ve tahriptir.
Bediuzzaman 5. ?ua’da rejimin hakikatini şöyle dile getirir:
“…azamî bir istibdad ve azamî bir zulüm ve azamî bir ?iddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden, azamî bir iktidar görünür. Evet, öyle acib bir istibdad ki; -kanunlar perdesinde- herkesin vicdanına ve mukaddesatına, hatta elbisesine müdahale ederler. Zannederim, asr-? âhirde ?slâm ve Türk hürriyetperverleri, bir hiss-i kablelvuku ile bu dehşetli istibdadı hissederek oklar atıp hücum etmi?ler. (Yani, Abdülhamid’e salzırmışlar, manen daha sonra gelecek olan cumhuriyet istibdadını hissettikleri için) Fakat çok aldanı p yanl?? bir hedef ve hata(l?) bir cebhede hücum göstermi?ler. Hem öyle bir zulüm ve cebir ki, bir adamın yüzünden yüz köyü harab ve yüzer masumları tecziye ve tehcir ile peri?an eder”
İşte bunu görmezsek ne ‘açılımlar’a ihtiyaç duyarız ne de ‘açılım’ın ne anlama geldiğini biliriz. Nitekim bilmiyoruz. Çünkü TC kuruluştan itibaren, iki ?eyi çok iyi kullanmıştır: Rü?vet-i mutlaka, istibdad-? mutlak!
Bütün yanda?larını rü?vetle beslemiştir (bugün bile onu ?iddetle savununlar o rü?vetten beslenenlerdir, CHP dahil), muhaliflerini ise mutlak bir istibdat ile sindirmiştir. Bediuzzaman’a da rü?vet teklif edildi. Ankara’ya çaşırıl?p kendisine ?ark umum müfettiİli?i verildi. Bediuzzaman, yapılmakta olanların nereye varacağını görüp karşı çıkınca, yani rü?veti kabul etmeyince ona reva görülen, mutlak bir istibdat olmuştur. Bu her muhalife yapılmıştır. En küçük kriz ortamında askere olağanüstü yetki verip toplumu susturmuş ve sıkıntıların sürekli sumen altına süpürülmesine neden olmuştur. Kendini garantiye almak için, güya kendisi adına hareket ettiği Türk milletini bile harcayabiliyor; topluca öldürmeler, suikastler, terör, darbe, faili meçhuller, provokasyonlarla onu sindirebiliyor!
Çünkü gerçek anlamda bir insani temele dayanmıyor. Toplumun hiçbir kesimiyle doğal bir illiyet başı yok. Kendi yarattı?? bir laik kesim dığında bir aidiyet oluşturabildiği bir kesim yok. O da halka tepeden bakmacı bir kesim. Adı ‘Türk’tür ama bu bir resimden ibarettir. Çünkü milletinin değerlerini benimsesemiştir. İslam içinde geçen bin yıllık parlak tarihini yok saymıştır. Hatta onu görmezlikten gelebilmek için Hitit’i, Asur’u köken kabul etmeye çal??mıştır. İslam ile ilintisi yok etmek istemiştir ama muvaffak olamamıştır.
Tiyniyette güya Alevi’dir ama onlara da sadık değildir. Çünkü Osmanlıyı tümüyle reddetmesine ra?men Alevilere karşı güvensizli?ini sürdürmü?tür.
Yapısı güya demokrat bir cumhuriyettir ama uygulamada, ‘keyfî’ ‘küfrî’, ‘cebrî’ ve ‘askerî’dir. Ferdin devlet karşısında bir gramlık hakkı yoktur. Devlet, daha doğrusu rejim daima hakl?dır. Halka karşı muamelesi keyfidir. Kanun, rejimin çıkarı neyi icap ettiriyorsa o yönde yorumlanır. Bunu küfre hizmet için yapar, halk için değil! Toplumda ho?nutsuzluk sezdiği zaman cebir uygular. Cebir sökmediği zaman askeri göreve çaşırır. Askerin yapı içindeki asli görevi de doğal olarak sistemin devamını sağlamaktır, halkın bekasını değil
İşte bu yapı ile artık yürünmeyece?i gözlemlenmeye başlandı. Türkiye ya Rusya gibi kendi glastnostu’nu yaparak yen bir perestroyka ile yapısını ‘apdate’ edecek (güncelleyecek) ya da derin ve nerede duracaşı belli olmayan S?rbistan gibi çalkantılara girecektir
Türkiye’nin önünde ciddi türbülanslar oluşmuş durumda. Bunu akl?selim sahibi herkes görebiliyor. O yüzden de toplum ekseriyeti diyor ki, ‘rejim acilen insanile?tirilmeli!” Çok az -ama imkânları elinde tutan- bir kesim ise, ‘hay?r böyle devam etsin’ diyor. Yani insanlarımız ölmeye devam etsin, sokaklarımız her gün yansın, genç kızlarımız diri diri yakılsın, bu milletin yoksul ve dindar ailelerinin ocaşına her gün yeni ateşler dü?sün. Sistemin zangoçlarına bir şey olmasın yeter
Bu halin böyle gitmeyeceğini söyleyen herkese vatan haini gözüyle bakmak en kolaycı yoldur. Kimse acıyla ve çözüm yollarıyla yüzle?mek istemiyor. Oysa önünde sonunda olacak olanı öne almak belki de faturayı azaltır.
Evet, bu rejim, önünde sonunda İslam ile barışmak zorundadır. Çünkü anas?r-? İslamiye olan ?u halkları bir arada tutabilmenin yegâne vesilesi İslam milliyetidir.
M?LL?YETÇ?L?K ?EYTAN? BİR BULU?TUR
Milliyetçilik, dünyayı sömürmek isteyen batılıların ortaya çıkardığı şeytani bir buluştur ve insanlık tabiatına aykırıdır. Zira millet kavram?, ?rk anlamında ele alını p sistemin temeline oturtuldu?unda, otomatik olarak insanlık yekdiğerini yemekle beslenen gruplara ayrı?tırılmış olur. Bu da f?tri değildir. Geçmiş as?r, bir parça milliyet asrı olabilirdi. Bu as?r artık onu kalzırmıyor.
Devletler, 18. yüzyıla kadar me?ruiyetlerini ?rk veya milletten almamıştır. Bugün dahi saılıklı temelleri olan ülkelerde esas i?leyiş ?rk temeline dayanmaz. Bunu net bir şekilde yapmak isteyen Almanya, İtalya ve İspanya, insanlık için yüz karası olacak hadiselere sahne oldular. Me?ruiyeti bir ?rka dayanzırma gelene?ini başlatan bat?, geçti?imiz as?rda bunun bedelini aşır ödedi ve insanl??a büyük acılar yağattı. İki cihan harbi, Mussolini ve Hitler rejimleri, Komünizm belas?, hepsi bu aidiyet fikrinin millet esası üzerinde inşa edilmesiyle ortaya çıkmış belalardır. Batı bugün bu belay?, toplumsal zemini yeni kriterler üzerine oturtmakla a?mış gibi görünüyor. Amerika zaten çok uluslu bir devlet… Biz neden, kurgusu bile bize ait olmayan bir yapıda ?srar edip kendimizi tüketelim.
Milliyetçili?in tarihi, bilemedin bir iki as?rdır. İnsanl??ın geçmi?i ise yüzbin yıllara bali?… Hem milli devlet fikri en çok bize zarar verdi. Koca bir imparatorlu?umuzu yedi. Oysa Karahanlılar, Selçuklular, Harizm?ahlar, Osmanlılar hepsi Türk devleti idiler. Hiç birinde de aidiyet ve başlılık millet tabanına oturmuyordu. ‘Ulus devlet’ değillerdi. Ama herkes biliyordu ki yöneten hanedan Türktür ve devlet gelene?i Türk gelene?idir. Bu açıdan bakıldığında belki de önümüzdeki dönemlerde yeni bir aidiyet kültürü oluşturmamız gerekmektedir.
?lla milliyet fikri aranacaksa da ‘islam milliyeti’ yeter de artar bile. Çünkü bütün dayatmalara ra?men, Türk devletleri içinde, sadece millilik vasfını öne çıkaran TC, bir aidiyet oluşturmada zafiyet yaşamıştır. Osmanlı hanedanı bile son ana kadar aidiyet fikri yaratmada başarılı olmuştur. Abdülhamit döneminde devlete ait simge ve sembollerin nasıl yeniden bir aidiyet oluşturmada kullanıldığı bilinmektedir.
Türkiye’nin geleceği ile ilgili fikir beyan etmek niyetinde olanların ?u meseleleri göz önünde bulundurmalı gerekir kanaatindeyim.
Mehmet Ali Bulut – Haber 7
mabulut@gmail.com