Yavuz Sultan Selim’in Kürt açılım?

Pazar, Kasım 15, 2009, 16:24

Kürt beyleri ?dris-i Bitlisî’yi Yavuz sultan Selim’e yollayarak Safeviler tarafından ellerinden alınmış bulunan toprakları üzerindeki veraset haklarını tanı masını istediler. Yavuz’un hamlesi beklenenden farklı oldu.
Tarihe göndermelerimizin artt??? bir dönemi yaşıyoruz. Bu da tarihe ilgiyi artırıyor. Tabii kaçınılmaz olarak kimi hataları da. Çok konu?ulan ‘Yavuz’un Kürt açılım?’nı doğru anlayabilmek için olayın mant???na e?ilmemiz gerekiyor.

Öncelikle Osmanlı Devleti henüz Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gelmeden önce burası Akkoyunlular, Karakoyunlular ve sonradan Safeviler arasında paylaşılamıyordu. Osmanl?’ya yenilen Akkoyunluların zay?flaması üzerine bölgede ?ah İsmail’e gün do?du. 1499’da Anadolu topaklarına girerek 7 bin kişilik bir ordu topladı. Bunlar Türk veya Türkle?miş köylülerdi. Ancak hepsinin Alevi ve Türkmen olduğunu dü?ünmeyin. Zira içlerinde hem Sünni Türkler, hem de Sünni Kürtler vardı. (Ne yapalım ki, tarih netlikten nefret eder!)

Arkasından Azerbaycan “olgun bir meyve gibi” ?ah İsmail’in eline dü?er. İşte bu ağamada (1501) ?iili?i devlet dini ilan eden ?ah İsmail yeniden Anadolu’ya yönelip Diyarbakır’? ele geçirir. Bu sırada Safeviler pek çok Kürt öldürmü?, toprakları ya?malanmıştır. Akkoyunlu Sultanı Uzun Hasan da aynı hataya dü?mü?, Kürtleri ?iddet yoluyla sindireceğini zannetmi?ti. ?ah İsmail Kürt reislerini ortadan kalzırıp kendi adamlarını vali yapıyor, ille de Kürtlerden vali olacaksa soylu aileleri değil, onların daha dü?ük statüdeki rakiplerini atıyor, böylece gururlarını kırıyordu.

Tabii a?iret reislerine ölümüne başlı olan Kürtler ayaklanmıştı ama ayaklanma da kanlı bir şekilde bastırıldı. Hatta bir heyet halinde ?ah İsmail’e gidip başlılıklarını bildiren ve bu davranı ?larından dolayı kendilerine yumuşak bir tavır takınılacağını zanneden 16 Kürt reisi toptan hapse atılmıştı (yaklaşık 1510). Sonra bir darbe daha vurdu ?ah İsmail. Hapse attı?? beylerin topraklarını kendisine başlamaları için güvendiği Kız?lbaş a?iretlerinin önderlerini görevlendirdi.

Kanlı bir şekilde bastırılan, toprakları ellerinden alınan, biat ederek yumu?atma çabaları bo?a giden Kürtlerin hayal kırıklığını tasavvur edebilirsiniz. Bu arada ?ii bir devlet karşısında ezilen Sünniler konumunda bulunmaları, aralarındaki nefret ve düşmanlığıartırmış olmalızır.

Martin van Bruinessen’e göre bu durum karşısında ayakta kalabilen Kürt önderlerin kendilerini Safevi zulmünden kurtarabilecek tek güç olarak Osmanl?’yı görmelerinde ve ondan medet ummalarında ?aşılacak bir şey yoktur.

Nitekim Yavuz’un Çalzıran’da Safevileri ezip ?ah İsmail efsanesine son vermesi üzerine rahat bir nefes alarak Osmanl?’ya yakla?maya başlayan Kürt beylerine karşı ?ah İsmail Diyarbakır’? geri almak için Karahan’? gönderince, önlerinde tek bir seçenek kalıyordu: Osmanl?’dan yardım istemek. İşte Osmanl?-Kürt ilişkilerinde dü?üm noktas?, bu Diyarbakır savunması oldu. Osmanlı ordusuna kapılarını açan Kürtler, kaptırdıkları pek çok kaleyi geri alabildiler. Ne de olsa arkalarını yaslayabilecekleri bir güç vardı artık.

?erefname’ye bakılırsa Yavuz Sultan Selim İstanbul’a dönmeden önce Kürt beyleri ?dris-i Bitlisî’yi kendisine yollayarak Safeviler tarafından ellerinden alınmış bulunan toprakları üzerindeki veraset haklarını tanı masını istediler. Bunun karşılığında ise ?ah İsmail’in Diyarbakır’a vali tayin ettiği Karahan’? kovmaları için içlerinden birini beylerbeyi atamasını rica ettiler. Ne var ki Yavuz, ?dris Bey’in tavsiyesi doğrultusunda içlerinden birini değil, B?yıklı Mehmed Paşa’yı atadı. Sonunda Osmanlı birlikleri, Kürt a?iret askerleriyle el ele vererek Kız?lbaşları yendi.

Artık bölgede Osmanlı egemenli?i sağlanmışt?. Nihayet 1515’te ?dris-i Bitlisî, Yavuz’un verdiği yetkilere dayanarak Safevilere karşı Osmanlılar ile işbirliği yapmış olan Kürt beylerini vali olarak atamış, üstelik onlara, valili?in babadan o?ula geçmesi gibi görülmemiş bir ayrıcalık tanı mışt?. Oysa Akkoyunlular ile Safeviler tam tersi bir politika takip etmi?ler ve ellerinden geldiği kadar Türk kökenli valiler atamışlar, Kürtlerin nüfuzunu kırmayı önemsemi?lerdi. Osmanlılar böylece kendisine yardım eden Kürt beylerini, (tabii Sünni olanlarını) geleneksel aristokratik ayrıcalıklarını tanıyarak rahatlatmış ve sadakatlerini sağlamış oluyorlardı. (Martin van Bruinessen, Ağa, ?eyh, Devlet, İletişim, 2004, s. 205-218)

Böylece Osmanlı Devleti, İran ve Memluk sınırında Kürt a?iretlerini tampon bir güç olarak kullanma imkânına sahip olurken, “bir hayli parçalı ve savunmasız olan Kürt a?iretleri de Osmanlı Devleti’ne muhtaçtılar.” Nitekim ?ah İsmail’in oğlu Tahmasb da babasının politikasından vazgeçip Kürt beylerine valilikler vermeye başlamış, Osmanl?’nın modelini esas almışt?.

Ancak heveskâr tarihçiler gibi tarihte bir olayın bir kere meydana geldikten sonra aynen devam ettiğini zannetmeyelim. Önce Osmanl?’ya itaat etmiş bulunan Kürt a?iretleri, bir süre sonra Safevilerin daha yüksek maddi kazanç tekliflerine kanıp onların safına geçebiliyorlar veya tersi de yağanabiliyordu. Nitekim ünlü ?erefname yazarı V. ?eref Han, İran’da do?mu?, orada büyümü?tü ama 1578 gibi oldukça geç bir tarihte Osmanl?’nın cazip tekliflerini kabul ederek Safevilerin safından ayrılmışt?. (Hakan Özoğlu, Osmanlı Devleti ve Kürt Milliyetçili?i, 2005, s. 68.)

Ancak bölgeye son derece uygun olan Osmanlı modeli, yüzyıllarca ufak tefek farklılıklarla yaşamaya devam edecek, nihayet Hamidiye Alayları ile yeni bir çehreye bürünecekti. ?sterseniz onu da bir başka yazıda ele alalım.

(Zaman)

Bu haberin bağlı bulunduğu kategori Bilgi, Kültür, Şehir Şu ana kadar bu haber için 0 tane yorum yapılmıştır.

Yorum yapın

Dost siteler: Tekirdağ - Ankara | Copright 2010 - buraistanbul.com